aley etmek neden zülümdür

Alay etmek bir zulümdür. Çocuk yetiştiren ailelerin çocuklarına bunu öğretmesi lazım ki iyi ahlaka sahip bir toplum yetişsin.


Türk toplumu geçmişte dünya tarafından takdir edilen iyi özelliklerinin büyük kısmını kaybedip, en kötü özelliklere sahip bir toplum haline geldi. 

Bir dua dostumuzdan bir mesaj aldım. Onun üzerine bu yazıyı yazıyorum. Yüzündeki bir sorundan dolayı insanların alayına maruz kalıyormuş ve intihar etmesine engel olan şeyin dua olduğunu yazmış. Onun yaşadığını yaşayan binlerce insan var bu ülkede. Ne yazık ki Türk halkı çok acımasız ve vicdansız bir toplum haline geldi. İnsanlarla alay ederek mutlu olan insanlar çok büyük günaha girdiği gibi o alay ettikleri şey kendilerinin veya yakınlarının başına gelmeden ölmezler. Allah'ın adaleti asla şaşmaz.

Eleştiri ve alay etmek zayıf karakterli ve psikolojik problemleri olan ve dini duyguları zayıf insanların özelliğidir.Allah bu tip insanları ıslah etsin ve mazlumları iyileri onların şerrinden zulmünden korusun inşaAlllah.

ALLAH’IN KULLARINI KÜÇÜMSEMEK, HADDİNİ BİLMEZLİKTİR
Din ahlakından uzak toplumlarda, kişilerin eksikliklerini araştırmak, kusurlarını ortaya çıkarmaya çalışmak çok yaygın bir davranış şeklidir. İnsanların bu yola yönelmelerinin altında yatan sebep ise, dünyaya yönelik hırsları ve üstün olma arzularıdır. Bu insanlar, karşılarındaki kişilerin hatalarını ortaya çıkarmalarının kendilerine bir üstünlük getireceğine inanırlar. Bunun için sıkça başvurdukları yöntemlerden biri de alaycılıktır. 

Kuran ahlakından uzak yaşayan toplumlarda, alay etmek yaşamın her anında rastlanabilen bir davranış bozukluğudur. Ancak bu toplumlardaki insanlar, sürekli olarak başkalarının alay edilebilecek yönlerini araştırırlarken, bir yandan kendileri de alaya alınma ihtimalinin tedirginliğini yaşarlar. Dolayısıyla karşılıklı olarak gösterdikleri bu alaycı tavırlarla, birbirlerini adeta bir "zulüm ortamı" içinde yaşatırlar. 

Ancak bu toplumlarda dikkat çeken konulardan biri, başkalarıyla kolaylıkla alay edebilen kişilerin, kendileriyle alay edildiğinde ciddi anlamda rahatsız olmaları, fakat buna rağmen içinde bulundukları ortamı değiştirmek için bir çaba harcamamalarıdır. Çünkü alaycılığın kötü bir davranış olduğunu, Allah'ın emrettiği ahlaka uygun olmadığını dile getirirlerse, kendilerinin de başkalarıyla alay edemeyeceklerini düşünürler. Bu ise, nefislerinin kesinlikle istemediği bir durumdur. Bundan dolayı da birbirlerinin kötü davranışlarını yadırgamazlar. Allah Kuran'da, "Yapmakta oldukları münker (çirkin iş)lerden birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötü idi!"(Maide Suresi, 79) ayetiyle bu davranıştaki kişilerin yanlış tutumlarını haber vermiştir. Ancak belirtilmelidir ki; Kuran ahlakının yaşanmadığı bir yerde, bu tarz alaycı tavırların ya da küçük düşürücü konuşmaların, rahatsız edici bakışların ve gülüşlerin görülmesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Bunun meydana getirdiği sıkıntılı ve huzursuz ortamdan kurtulmanın tek yolu ise, Allah'ın emrettiği güzel ahlakı benimsemek, bu ahlakı her an yaşamak ve diğer insanlara da hatırlatmaktır. 

"Yapmakta oldukları münker (çirkin iş)lerden birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötü idi!" (Maide Suresi, 79) 

Alay Etmenin Kaynağı Kibirdir 

Din ahlakına göre yaşamayan toplumlarda son derece yaygın olan alaycılığın altında genellikle, alay eden kişilerin kibirli olmaları yatar. Bu tip insanların içlerindeki kibir birçok şekilde kendini belli eder. Örneğin, bulundukları ortamda en üstün kişi olmak istedikleri için, başkalarının güzel özelliklerini gördüklerinde onlarla alay ederler. Başkalarının, diğer insanların beğenisini ve takdirini kazanmasını istemezler. Günlük hayatları bunun örnekleriyle doludur. Arkadaşlarının ya da başka insanların eksiklikleriyle, fiziksel kusurlarıyla ya da hatalarıyla alay ederler. İnsanların kıyafetleriyle, saç şekilleriyle, konuşma tarzlarıyla, şiveleriyle, üsluplarıyla, meslekleriyle ve hatta yaşam şekilleri ile alay etmeyi bir eğlence türü olarak değerlendirirler. Bunu da yalnızca kendi gururlarını tatmin etmek, başkalarının takdir edilmesini önlemek ve diğer insanları kendilerince küçük düşürmek kastıyla yaparlar. 

Kuran'da Alaycılık Yasaklanmıştır 

"Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir." (Hucurat Suresi, 11) 

Allah bu ayetiyle, insanların yaşamlarının her anında alaycılığı yasaklamıştır. Ayette dikkat çekilen; toplumların birbirleriyle alay etmesi, kendi medeniyetlerini üstün görmeleri ve diğer insanları küçümsemeleri gibi yanlış tavırlar, din ahlakının yaşanmamasının birer sonucudur. 

Oysa Allah Katında üstünlük ölçüsü, insanların sahip oldukları Allah korkusu ve takvadır. Yoksa insanların farklı özelliklere sahip olması, kadın veya erkek olması, değişik ırklara mensup olması, beyaz tenli veya siyah tenli olması, maddi güç, ileri bir teknoloji veya herhangi başka bir dünyevi kıstas insanları birbirlerinden üstün kılmaz. 

Yüce Rabbimiz, başka bir ayette ise, sözle ve bakışla yapılan alaycılıkla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: 

"Arkadan çekiştirip duran, kaş-göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline;" (Hümeze Suresi, 1) 

Kuşkusuz bu ayetteki kesin ifadeden, böyle bir davranış göstermekten çekinmek gerektiği açıkça anlaşılmaktadır. İnsanların, gerek bakışlarla ve mimiklerle, gerekse sözlerle uyguladıkları alaycı tavırlar, elbette karşılıksız kalmayacaktır. Yüce Allah Kuran ahlakını yaşamayan, hesap gününü düşünmeden çirkin davranışlarda bulunan bu kişileri Hümeze Suresi'ndeki ayet ile uyarmaktadır. 

Müminler Alaycılıktan Titizlikle Kaçınırlar 

Şunu önemle belirtmek gerekir ki, alaycılık Kuran ahlakının yaşandığı toplumlarda titizlikle kaçınılan bir davranış bozukluğudur. Müminler arasında böyle çirkin tavırlara kesinlikle izin verilmez. Çünkü müminler; 

Güzellik, zeka, zenginlik, yetenek gibi her türlü özelliği, insanlara Allah'ın verdiğini bilirler. 

Birbirlerinde gördükleri güzel özellikleri de büyük bir hoşnutlukla karşılarlar. 

Nefislerine değil, Allah'ın rızasına uydukları için, din ahlakına göre yaşamayan insanlardaki, kibir, haset gibi duyguları yaşamazlar. Bu yüzden birbirlerine karşı her zaman hoşgörülü, olumlu, mütevazi bir yaklaşım içinde olurlar. 

Birbirlerinde gördükleri eksiklikleri de Allah'ın bir deneme olarak verdiğini bilirler. Bu yüzden bu eksiklikleri ortaya çıkarmaz, aksine bunları telafi edecek yönde güzel davranışlar gösterirler. 

Alaycılığı çağrıştıracak en küçük bir tavırdan, bakıştan, sözden dahi şiddetle sakınırlar. Hz. Musa'nın aşağıdaki ayette bildirilen sözleri alay etmenin yanlış bir davranış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır: 

"Hani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi."(Bakara Suresi, 67)

Görüldüğü gibi müminler, alaycılığa benzer bir hareket yapmaktan bile derhal Allah'a sığınırlar. Böyle bir davranış göstermenin cahilce bir tutum olduğunu bilirler. 

"İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. "(Bakara Suresi, 212) 

İman Etmeyenlerin Müminlerle Alay Etme Çabaları Asla Sonuç Vermez 

Kuran ahlakının yaşanmadığı bir toplumda, bir kişiyle alay edildiğinde, ona iftira atıldığında veya bu kişi yapmadığı davranışlarla itham edildiğinde, söz konusu kişi genellikle bu durumdan üzüntü ve sıkıntı duyar. Bu bilindiği için, moral bozmak, karşı tarafı zayıflatmak ve yılgınlaştırmak kastıyla bu yöntem sık sık uygulanır. Nitekim, iman etmeyenlerin müminlere karşı alaycılık silahını kullanmaktaki amaçları da budur. Ancak bu kişilerin amaçlarına ulaşmaları asla mümkün olmaz. Çünkü alaycı tavırlarla, sözlerle, asılsız ithamlarla karşılaşmak müminlerin zaten bekledikleri bir durumdur. İman etmeyenlerin bu şekilde davranacakları Kuran'da müminlere bildirilmiş ve müminler bu duruma karşı uyarılmışlardır: 

"Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir." (Al-i İmran Suresi, 186) 

İman etmeyenlerin müminlere kötü söz söylemeleri ve onlarla alay etmeye çalışmaları, bazı kişiler tarafından sanıldığı gibi onların aleyhine olan bir olay değildir. Allah'ın yarattığı her olay gibi onların hayrınadır. Onların ahlaklarındaki üstünlüğü, imanlarındaki derinliği ve ahiretteki derecelerini artıran bir olaydır. 

Bununla beraber müminlerin şevklerini artıracak bir diğer konu da Allah'ın alay edenlere karşı müminlere yardım edeceğini vaat etmiş olmasıdır. Allah bu gerçeği "Şüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz."(Hicr Suresi, 95) ayetiyle müjdelemiştir. Kuşkusuz bu, müminler için çok güven verici bir durumdur. Kuran ahlakını yaşamayan insanlar, müminlere zarar vermek için her ne yaparlarsa yapsınlar bu kişilerin amaçlarına ulaşmaları mümkün değildir. Yaptıkları herşey müminlerin lehinedir. Çünkü bir ayette haber verildiği gibi; "... Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez." (Nisa Suresi, 141) 

Alaycı insanlar içlerindeki büyüklük hevesi nedeniyle sürekli herkesin eksik yönünü görür, güzel yönlerini ise fark edemezler. Bu tip kişilerin her birinin kendilerine göre kibirlendikleri bazı özellikleri vardır. Örneğin kimi başarısından, kimi güzelliğinden, kimi de zenginliğinden dolayı kibirlenir. Bundan dolayı da bu yönlerde eksiği olan insanlarla karşılaştıklarında onların eksiklikleriyle alay ederler. Kendilerine bu özellikleri verenin Allah olduğunu ve dilediği her an tümünü geri alabileceğini düşünmeksizin böylesine yanlış bir tutum içerisine girerler. 

"Vay haline! Diliyle çekiştirip, yüzünden de alay eden kimsenin."
Hümeze, 104/1 .

Hazret-i Âişe (r.anhâ) diyor ki:

“(Bir defasında Peygamber Efendimiz’e hitâben:)

«–Ey Allâh’ın Rasûlü! Safiyye’nin kısa boylu oluşu Sana yeter.» diyerek Safiyye’yi küçümsemiştim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):

«–Ey Âişe! Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denize karışsa idi, onun suyunu bozardı.» buyurdu.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 35/4875; Tirmizî, Kıyâmet, 51)

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz  şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ bana: «Birbirinize karşı öylesine alçakgönüllü olun ki, hiç kimse diğerine karşı haddi aşıp zulmetmesin. Yine hiç kimse, bir başkasına karşı böbürlenip üstünlük taslamasın!» diye vahyetti.” (Müslim, Cennet, 64; Ebû Dâvûd, Edeb, 40)

About Zehra Karaaslan

«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt