» » » Yedinci Sohbet: Sabır (El Fethur Rabbani)


Bu konuşma, Hicretin 545.yılında, Şevval ayının onyedinci Pazar günü dergahta yapılmıştır. 


Bu sohbette;

Afet ve musibetlerle dolu olan dünya hayatına neden sabretmek gerekir ?

Takva sahibi olanların alametleri nelerdir ?

Kadere rıza göstermeyenlerle arkadaşlık olur mu ?

Allah'tan başka bütün sevgileri kalpten çıkarmanın neticeleri nelerdir ?

Doğru yolu bulmanın sırrı nedir ?

gibi merak ettiğiniz soruların cevaplarını Evliyalar Sultanı, Gavs-ı Azam, Seyyid, Şeyh Abdulkadir Geylani Hazretleri'nden dinleyeceksiniz.



7. MECLİS

Bu konuşma, pazar günü Ribât’da yapıldı.

Konuşma tarihi: Hicrî 17 Şevval 545, Milâdî 1150.

Allah’ım, büyük Peygamberimiz’e salât ve selam eyle. Bu salât ve selam ondan sonra gelen ve zamanında yaşayan yakınlarına da olsun! “Bize bol sabır ver. Bu yolda yürümemiz için bize kuvvet ihsan eyle.” (el-Bakara, 2/250) Bizlere iyiliğini arttır. Verdiklerine de şükretmeyi nasip et!

* * *

Ey cemaat! Sabırlı olun. İçinde bulunduğunuz dünya, âfet ve musibet doludur. Bunların gayrisi nadirdir. Yok denecek kadar azdır. Arkasına belâyı saklamayan iyilik bulunmaz. Her genişliğin bir sıkıntısı çıkar. Her ferahlıkta bir darlık saklıdır.

Maddî hayatınızı dünyaya verin. Kısmetinizi meşru yoldan alın. Dertlerinizin devası budur. İyi yollardan gelen dünyalık size yeter.

* * *

Ey evlat! Kısmetini, meşru olduğuna inanınca al, alırken iman eliyle al. Hakiki yolu arıyorsan, böyle seçmelerdensen, doğrulara katışmışsan, emirle al. Hakk’ı bulmuş ve hâl âlemine ermişsen, Hak yakınlığında kendini kaybetmişsen, o zaman başka hâl olur. Senin hükmün orada geçmez. Sana gönderirler. Emir seni yürütür. O âlem seni kötülüklerden korur. Hak işler varlığını, harekete geçirir. Olanlar olur, ama sen yoksun onlarda.

İnsanları senin için üçe böleceğim:

Birincisi; cahil, hakiki âleme sevgisi yok.

İkincisi; seçme ve iyilerle olan.

Üçüncüsü; iyilerin bizzat kendileri ve esasen iyiler.

Hakiki âleme sezisi ve duygusu olmayan “âmî” tabir edilir. Bu, İslâm dininin temel prensiplerine uyar. Hiç ayrılmaksızın, Allah ne buyurmuş, Peygamber (s.a.v) Efendimiz ne demişse onu bilir. Ve bu bilgisinin dış kabuğunu bir türlü yırtamaz, dolayısıyla ötelere geçemez. Bu adam, şu ilâhi fermanın hükmü altındadır:

“Peygamber size ne ki getirmiş, ona uyunuz. Ve her neyi ki, yasak etmiş, onu da yapmayınız.” (el-Haşr, 59/7)

O “âmî” tabir ettiğimiz, bu yolu kendine seçer, işlerini yukarıda beyan edilen ferman dahilinde yürütürse, saf bir gönül sahibi olur. Ama biraz da iç âleme yönelmesi şarttır. Biraz daha ilerler, hakikatlere daha çok anlayış peyda ederse, Mevlâ ona ilham kapısını açar. İyiliğini ve kötülüğünü o ilhamla seçer. Bir âyet-i kerimede şöyle beyan edilir:

“Allah ona iyiliğini ve kötülüğünü ilham etti.” (eş-Şems, 91/8)

İşbu anlatılan vasıflar, “âmî” kulun vasfıdır. Bu zatın kalbi, yanlış yol tutmaktan titrer. Her şeyde bir işaret bekler. Kur’ân-ı Kerim okur. Orada bulamayınca, Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in emirlerine bakar; orada da bulamazsa bekler. İşinde çalışırken, bir melek onu idare eder. Yolunu aydınlatır. Bu anlatılanlar, İslâm dininin zahirde beyan edilen emirlerini yerine getirdikten sonra başlar. İmanı kuvvet bulur. Tevhid nuru kalbe yerleşir. Sonra dünya kalbinden çıkar. Daha sonra halkın hayrını ve şerrini görmek de kaybolur. Her türlü maddî iş ve korku gidince, ilâhî ilham gözükmeye başlar; ama bu gözün göreceği cinsten değil.

Artık sabah olmuştur. İkinci hâl başlar. İyilere mensup olur. İman nuru gelir. Takva ışığı peyda olur. Amel nuru, sabır nuru, sevgi ve olgunluk nuru da gelir; cümle nurlar birleşir ve artık o da bir insan olur. Bunlar, tek tek birer meyvedir. Ancak İslâm dininin hakkı ödendikten sonra başlar ve onun bereketi ile olgunlaşır.

Artık ebdallık başlamıştır. Ebdallar bizzat iyilerdir. Seçmelerin seçmesidir. Bunlardan öte kulluk makamı yoktur. Bunlarda bir iş için evvelâ İslâm dininin emri gözetilir. Sonra bizzat emir alınır; sonra bizzat ilâhî hareket ve ilham beklenir.

Saydığımız üç şeyin ötesinde hayat yoktur. Manevi ölüm vardır. Haram üstüne haram, hastalık üstüne hastalık, dert üstüne dert vardır. Ve sadece baş ağrısı vardır. Çünkü dinin baş emirlerini zedelemişlerdir. Kalp de ezginliğe ve bezginliğe uğramıştır. Ve artık ceset de yara ve bere içindedir.

* * *

Ey cemaat! Mevlâ’nın tasarrufu sizde devamlıdır. Her an biraz daha tekâmül eder. Bu tekâmül sonunda, işlerinize dikkat edilir. Sebat gösterebiliyor musunuz, yoksa hemen dağılıyor musunuz? Yalancılığınız ve doğruluğunuz meydana çıksın.

Kadere uymayan, şefkat bulamaz ve kimse ona uymaz. İlâhî hükümlere boyun eğmeyene rıza yolu kapalıdır ve hiç kimse ondan memnun değildir. Vermeyene kimse bir şey vermez. Yolculuğa çıkmayan ata binemez.

Cahil adam! Tağyir ve tebdil etmek mi istiyorsun? İstediğini, dilediğin şekle sokmak senin hakkın değildir. Kendini bir ilâh mı sanıyorsun? Allah birdir. Kimsenin keyfine göre hareket etmez. Zaten O’ndan gayrı varlık yoktur. Nefsinden gelen bu kötü düşünceden dön, tam dur. Kader seni sarmamış olsaydı, bu yalancı iddia yüzüne vurulurdu. Cevher, tecrübe sonu meydana çıkar. Tecrübeden mahrum her şey boştur.

Nefsini kabul etme; Hakk’ı tanırsın. Çünkü nefsin kendisi için Hakk’ı inkâr etmeni istiyor. İnkâr ve tanımamaya önce nefsinden başla; onu yola koyarsan sonrası kolay olur. Ve yavaş yavaş aradığını bulursun. İmanın kuvvet bulur. İmanın kuvvet buldukça, kötülükler senden uzak olur. İmanın zayıfladıkça kötü şeyler evine dolar. Öyle zaman gelir ki, evden bir kötülüğü kapıya atmaya gücün yetmez, iman kuvvetin tam olsaydı, onlar giremezdi.

İman kuvveti lafla ortaya atılacak şey değildir. O, şeytanla karşılaştığın zaman belli olur. Kötülerin karşısında imanın sarsılmadan durabiliyorsan korkma, iman kuvvetin vardır. Aksi olunca, boş iddiaya yeltenme, imanın zayıf, kuvvetlendirmeye bak.

Bela ve felaket karşısında dimdik durabiliyor musun? Duruyorsan, imanlısın ve kuvvetlisin. İman ayağı kötülüğe kaymaz. Kayıyorsa iman değildir. Boşuna iddia etme, yazıktır.

Her şeye hürmet et. Her şeyin yaratanını sev. O, bir şeyin sevilmesini isterse sev. O sevdirirse senden kabahat kalkar. Çünkü sevdiren O’dur. Sen O’nunsun, sen yoksun ortada, sadece O var.

Buna işaret olarak, Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyuruyor:

“Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, kadın, ruhumu hoş eden namaz.”

Bunlar sevdirilmiştir. İlk başta hepsi bırakılmış, sonra Mevlâ tarafından sevdirilmiştir.


Sen de kalbini temizle. Yalnız Mevlâ kalsın. O’na teslim ol; icap edenin sevgisini kalbine getirir. O Kerimdir, istediğini sevdirmesini bilir.

About Zehra Karaaslan

«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt