İhlâs öyle bir şeydir ki, onun azı da çoktur. Allah için yapılan hiçbir amele az ve küçük denmez.


Hangi amelin rahmeti çekeceğini ve kulun affına sebep olacağını kul bilemez. Yine, bir mümin için hangi günahın affedilmeyip onu azaba götüreceği de bilinmez. Bazen insanların basit gördüğü bir hayır, yapanın affına sebep olur. Bazen “ne var ki bunda!” denilip küçümsenen bir günah, onu yapanı azaba götürür. Bunun için elden geldiği kadar küçük-büyük ayırımı yapmadan, gücümüz neye yetiyorsa Allah için hayırlı işlere koşmalı; hiçbir kötülüğü de küçük görmeden terk etmeye çalışmalıdır. 

Büyük ariflerden Ebu Talib el-Mekkî rh.a. şu hadiseyi naklediyor: 

Hz. Musa a.s. zamanında bir adam vardı. Bu zat ikiyüz sene yaşadı. Bu süre içinde Yüce Allah’a karşı çok günah işledi. Adam ölünce, komşuları adamı ayağından tutup bir çöplüğe attılar. Yüce Allah o gece Hz. Musa’ya vahyederek, gidip o kul ile ilgilenmesini, yıkamasını, İsrailoğullları’nı toplayıp cenazesinde bulunmalarını ve ona dua etmelerini emretti. Hz. Musa a.s. sabah olunca hemen o mahalleye gitti, adamı atılan yerde buldu, İsrailoğullları’nı çağırdı, hepsi toplandı, emredildiği gibi yaptılar. Fakat bu zatı tanıyan bütün insanlar hayret içinde kaldılar. Onun bilinmeyen durumunu öğrenmek istediler, Hz. Musa’ya rica ettiler: “Biz bunu hiçbir hayrı olmayan çok kötü bir kul olarak bildik, tanıdık. Acaba bunun durumu ne idi, Yüce Rabbimiz’e sor!” dediler. Hz. Musa a.s.: “Ya Rabbi bunların sözlerini işittin” dedi. Yüce Allah şöyle vahyetti: 
   “Bu kulum insanların tanıdığı gibi ikiyüz senelik ömrünü kötü işlerle geçirmişti. Fakat bir gün Tevrat’ı açtı, orada Habibim Muhammed’in ismini gördü; hürmet için ismi öptü, gözlerinin üzerine koydu. Bu ameli hoşuma gitti, ona karşılık kendisini affettim.” (Kûtu’l-Kulûb, II, 163) 

Gavs-ı Sani k.s. Hazretleri bir sohbetlerinde de şöyle buyurmuşlardı: “Yüce Allah’ın rahmeti çok geniştir. O, bu rahmetini kullarına vermek istiyor, bunun için ufak bir bahane arıyor. Siz bu rahmete ermek için bir bahane bulun. Küçük-büyük demeden Allah rızası için önünüze gelen hayırlı işleri yapın. 

Önceki büyükler zamanında şöyle bir hadise anlatılır: 
İbn-i Asfur diye birisi vardı. Bu zatın hayırlı ameli azdı. Bu zat bir gün bir kuşu yakalayıp onunla oynayan bir çocuk gördü. Çocuk kuşla oynuyor, oynarken de kuşa eziyet ediyordu. Bu zat, Allah rızası için şu kuşu çocuğun elinden kurtarayım, diye niyet etti. Biraz para çıkardı, çocuğa verdi. Çocuk parayı görünce kuşu ona verdi. İbn-i Asfur da kuşu salıp azat etti. Bu zat bir zaman sonra vefat etti. Bunun Allah dostlarından bir komşusu vardı. Bu veli bir gün onun kabrine gitti. Ona dua ve istiğfar etti. Sonra gözlerini yumdu, murakabeye girdi. Yüce Allah’tan onun kabirdeki halini göstermesini istedi. Yüce Allah onun kabir halini bu veliye gösterdi. Adam evliyalar gibi güzel bir haldeydi. Ona, “bu halin ne güzel, bunu nasıl elde ettin, sana ne muamele edildi” diye sordu. Adam: “Bu işe ben de şaşırdım fakat çok memnunum. Bana, sen bizim rızamız için gücün yetti bir kuşu azat ettin; biz de seni günahlarından azat edeceğiz, bizim de buna gücümüz yeter. Sen bizim rızamız için o çocuğu ve kuşu sevindirdiğin gibi, biz de seni sevindireceğiz, dendi ve işte bu güzel nimetler bana verildi” dedi. 
   Samimiyetle yapılan az bir amel nelere sebep oluyor. Bizler de Allah’ın rahmetine vesile olacak işlerle meşgul olalım ki, bu sonsuz rahmetten nasiplenelim inşallah. 

About Zehra Karaaslan

«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt