ölüm

İslâm'a göre ölüm bir son değil, daha gerçek bir hayat ve varoluşa geçiştir.


İnsanın bu aşkın varoluşu, Kuran'da ahiret ile ifade edilmektedir. Mesela;
“Sonunda sizden birinize ölüm geldiği vakit, gönderdiğimiz melekler (elçilerimiz) onun ruhunu alırlar ve onlar (melekler) görevlerinde noksanlık etmezler. Öl­dükten sonra insanlar hak olan Mevtaları Allah'a çevrilip tes­lim edilirler...” 

 ve benzeri ayetlerde ölümün, insan ruhunun bedenden alınarak Allah'ın katına yükseltilmesi şeklinde değer­lendirildiği açıkça görülmektedir. Ahiret hayatına geçişin kapısı niteliğindeki ölüm, bu bakımdan ahiret kavramının ayrılmaz bir parçası durumundadır. Bu bağlamda ölümü düşünen, onun öte­sini de düşünmek zorundadır. Hal böyle olunca insanın bu dünyada yaptığı fiiller, bu düşüncenin etkisi altındadır ve bu düşünce aynı zamanda ahlakî değerlere de kaynaklık etmekte­dir . Zira bu konunun mihveri olan kıyamet inancının devamlı olarak insan zihninde canlı tutulmaya çalışılmasının, ha­fiflik ve dikkatsizlik yerine insanları tam bir istek ve duyarlılıkla hareket etmeye yönelteceği kabul edilmektedir .

İslâm'a göre her insanın ölümümün ne zaman olacağı da­ha önceden tespit edilmiştir ve onun zamanını Allah'tan başkası bilemez . Ölümden sonra gidilecek olan ahiret hayatı ise ebe­didir ve orada ölüm yoktur. Yine Kuran'a göre inananların ölümlerinin de kolay olacağı vurgulanmaktadır 

Hz. Peygamber (s.a.v);

“Lezzetleri yok edici olanı, yani ölümü çokça hatırlayınız”  hadisiyle insanları ölümü düşünmeye yönlendirirken, başka bir zaman da kendisine yöneltilen;

“mü­minlerin en akıllısı kimdir?” sorusuna;

“ölümü çok anan ve ölümden sonrası için güzel hazırlık yapanlar var ya işte onlar en akıllı olanlardır”  cevabını vererek, ölüm düşüncesine verdiği önemi vurgulamıştır.

Bazı insanlar ölümü, insanın yokoluşu gibi anlarlar. Oysa  ölüm, sadece dünya hayatı ile ahiret hayatı arasında bir geçiş, bir kapı gibidir.

Kapının arkasında, yani ahiret hayatımızda, cennette veya cehennemde bir yerde olmamız da Allah'ın, dünyadaki hareketlerimizi beğenmesine veya beğenmemesine bağlıdır.

Ölüm sadece bir sürenin dolmasıdır. Sınavın bittiğini belirten zilin çalması ve çıkış kapısının açılması gibi. Allah herkese dünyada ayrı bir sınav süresi vermiştir. Kiminin süresi 30 yılda, kimininki ise 100 yılda bitebilir. Nasıl sizin dünyadaki sınavınızın başlangıcı olan doğumunuza siz değil Allah karar verdiyse, sürenin bitimine de Allah karar vermiştir. Yani kaç yaşında öleceğinizi yalnızca Allah bilir.

Ölümü nasıl karşılamamız gerekir?

Dünyadaki sınavın bitişi demek olan ölüm, iman eden kişiler için bir sevinç vesilesidir. Süresi dolup da sınavdan çıkan ve başarılı olan bir insanın ardından üzülmek çok anlamsız olur. İşte bu şekilde ölen bir insanın ardından üzülmek de aynı şekilde, hatta daha da anlamsızdır. Ölen kişi çok yakın tanıdığımız ve çok sevdiğimiz biri olabilir. Ancak iman eden bir insan ölümün kesin bir ayrılık olmadığını, ölen kişinin sadece dünyadaki imtihanın bittiğini düşünür ve buna göre davranır. Allah'ın isteklerine göre yaşayan Müslümanları Allah'ın ahirette yeniden biraraya getireceğini ve cennetle mükafatlandıracağını bilir. Bu durumda üzülmek bir yana bu kişi için büyük bir sevinç duyar.

Allah bizi dünyadan istediği an çıkartabilir yani dilediği an canımızı alabilir. İnsanın yapması gereken bu süre dolmadan önce elinden geleni yapıp Allah'ın sevgisini kazanmaya çalışmaktır.

Sonuç olarak aklınızdan çıkarmamanız gereken şudur: Ölüm bir son değil, bir geçiş kapısıdır. Sonsuza kadar sürecek olan asıl hayat, ahirettedir. Bizim de her an ahiretteki bu gerçek hayatımıza hazırlık yapmamız gerekir. Hiç sınavdaki insan orada sonsuza kadar yaşayacakmış gibi bir çaba içine girer mi? Elbette hayır. Sadece soruları dikkatlice cevaplayıp sınavdan bir an önce çıkmayı düşünür.

İşte dünya hayatında da insan Allah'ın kendisi için hazırladığı imtihanı en iyi şekilde bitirip Allah'ın rızasını ve cenneti kazanmayı istemelidir.

Her insanın dünyadaki en önemli çabası Allah'ı sevmek ve O'nun rızasını kazanmak için çalışmak olmalıdır. Çünkü sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz Kendisine inanan kullarını sevmekte ve her an korumaktadır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

... Doğrusu benim Rabbim, herşeyi gözetleyip-koruyandır." (Hud Suresi, 57)

(alıntı)

About Zehra Karaaslan

«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt