Samimiyet, bir şeyi irade ve sevgiyle kabul etmektir. Gönülden istemek ve içten gelerek yapmaktır.


Samimiyet, şüphesiz inanmak ve inancın edebini korumaktır. Samimiyet, her başarının anahtarıdır. İnsana dini de kazandırır, dünyayı da. İnandığını yapmayan, yaptığına inanmayan kimsede tat yoktur. İçinde samimiyet olmayan kimse huzurlu olamaz. İşinde samimi olmayan kimse başarıya ulaşamaz. 

Bütün fetihlerin, keşiflerin, sanatların, ilerleme ve yükselmenin temelinde samimiyet vardır. Önündeki işe inanmayan kimse, onun çilesine sabredemez, sabredemeyen hedefine eremez. 

Samimiyet, sabırla anlaşılır. İçinde samimi, işinde sabırlı olan insan, hedefine ulaşır. 

 Bir mümin için en büyük hedef, Yüce Rabbinin sevgisi ve rızasıdır. Bir insan için bundan öte bir saadet yoktur. Çünkü Yüce Allah’ın hoşnutluğunu kazanan bir insan, dünyanın ve ahiretin şerefini elde etmiş, bitmeyen bir sevgi ve saadeti kazanmış olur. İşte bu iş için bütün müminlerden ilk önce istenen şey samimiyettir. 
   
Rasulullah s.a.v. Efendimiz: “Din, bütünüyle samimiyetten ibarettir” buyurmuştur. Kendisine, “kime karşı samimiyet ve sadakat gösterilecek” diye sorulunca: “Allah’a, Kitabına, Rasülüne, müminlerin başındaki imamlarına ve bütün müminlere” (Buharî, Müslim) cevabını vermiştir. 

İçteki samimiyete ihlâs denir. İhlâs, gönlü tek bir hedefe kilitlemek ve her işte Yüce Allah’ın rızasını niyet etmektir. Kalpteki samimiyetin dışa yansımasına da edep denir. Yüce Allah bütün müminlerden içte samimiyet, dışta edep istemektedir. Biz bir insanın Allah yolunda ne kadar samimi olduğunu edebi ve ameli ile anlarız. Herkes kendi içindeki ihlâsın ve Allah sevgisinin tadını ancak edebi kadar tadabilir. 

İman karışıklık istemez. İhlâs riyayı kabul etmez. Müminin ameli noksan da olsa, imanı sağlam olmalıdır. Ameldeki kusur bağışlanır, fakat ihlâs bozulmamalıdır. Yüce Allah’a iman ve itimat tam olmalıdır. İmanı samimi, fakat ameli sakat olana acınır, rahmet edilir, destek verilir. Yüce Allah, konuşunca hak söyleyen, hakkı tasdik eden, devamlı haktan yana olan kimselerin geçmiş kusurlarını bağışlayacağını ve onlara kendisinin yeteceğini müjdelemiştir. (Zümer, 33-36) 

Dinimizde kalp esas alındığı için, bütün sonuçlar kalpteki niyet ve samimiyete göre şekillenmektedir. Bunun için peygamberler ve onların izini takip eden terbiyeciler, karşılarındaki insanın samimiyetine göre muamele ederler. Şu olayı bu gözle değerlendirelim. Ashaptan Abdullah İbnu Ömer r.a. anlatıyor: 
Hz. Peygamber s.a.v.’in yanında bulunuyordum. O esnada Ben-i Hârise kabilesinden Harmele b. Zeyd el-Ensârî geldi. Allah Rasulü s.a.v.’in huzurunda oturdu ve eliyle diline işaret ederek: 
– Ya Rasulallah! İman şu dilimde, fakat kalbimde nifak var. Kalbim Allah’ı çok az zikrediyor, dedi. 
Allah Rasulü s.a.v. sükût buyurdular. Harmele sözünü tekrar etti. Allah Rasulü s.a.v. Harmele’nin dilinin ucundan tutarak: 
– Allahım, buna doğru söyleyen bir dil, şükreden bir kalp ver. Ona benim sevgimi ve beni sevenlerin sevgisini ihsan et. Onun işinin sonunu hayırlı eyle, diye dua etti. Bunun üzerine Harmele: 
– Ya Rasulallah! Benim kardeşlerim var, fakat münafıktırlar. Müminiz diyorlar fakat içlerinden inanmıyorlar. Ben onların reisiyim. Onların size gelmelerini söyleyeyim mi? diye sordu. 
Rasulullah s.a.v. Efendimiz şu cevabı verdi: 
– Kim senin gibi gelip samimiyetle durumunu bize arzederse, biz sana yaptığımız gibi onun için de Allah’tan affedilmesini isteriz. Kim günahında ısrar ederse, onun hakkında en güzel hükmü Allah verir. Biz kimsenin perdesini yırtıp bizden sakladığı günahını ortaya çıkarmaya çalışmayız. (Ebu Nuaym, Tabaranî, vd.) 
   

Kâmil mürşidler de, manevi terbiyelerine girmek isteyenlerden bu samimiyeti ve açık sözlülüğü isterler. Onların görevi, Yüce Allah’ın nuruyla manevi terbiye ve temizliktir. Kalbini düşünen, imanını dert edinen, zayıflığını gidermek isteyen bir kimse samimi olmalıdır. Yoksa ömrü biter, dertleri bitmez. 

Bir kudsi hadiste Yüce Allah, kendisi için yapılacak en sevimli kulluğun Yüce Zatına karşı samimiyet olduğunu haber vermiştir. (Ahmed, Deylemî, Suyutî) 
Rasulullah s.a.v. Efendimiz: “İhlâsla amel yap, az da olsa sana yeter” buyurmuştur. (Hakim, Ebu Nuaym) 

Herkes, karşısındaki insandan samimiyet bekler. Yüce Allah kulundan, Hz. Peygamber s.a.v. ümmetinden, mürşid müridinden, hoca talebesinden, koca ailesinden, hanım efendisinden, amir memurundan, idareciler halkından, halk idarecilerden, arkadaş arkadaştan; kısaca herkes birbirinden, önce samimiyet ister. 

Dostların ameldeki kusurları affedilir, fakat niyetteki bozukluk dostluğu bozar. Kalbi, bozuk niyetlerden, kötü plânlardan, haince düşüncelerden ve hor bakışlardan temizlemeden, yani samimi bir tevbe etmeden, kimse imanın tadını tadamaz. Çünkü dinimiz her müminden herkese karşı samimiyet istiyor. Mümin, sevdiğini samimi olarak sevdiği gibi, kızdığı ve kızması gereken kimselere de samimi olarak kızmalı, haddini bilmeli, edebini korumalı; söz ve davranışlarında korkaklık, yağcılık ve iki yüzlülükten kurtulmalıdır.



About Zehra Karaaslan

«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt