tövbe namazı

Allah’a karşı bir gaflet eseri olarak veya nefse uyarak günah işlendiğinde onun kefareti olarak büyük bir nedamet içerisinde O’na teveccüh etmek gerekmektedir. Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Şeytan seni bir kötülüğe sevk etme girişiminde bulunursa, hemen Allah’a sığın.” (Fussilet (41), 36)

Kötülük yapan bir kimsenin bunun yerine iyilik yapması, kötülüğü iyilikle defetmesi istenmektedir. Bir sabah Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Müezzini Hz. Bilal’i çağırdı ve ona:
-“Bilal! Hangi ameli yaparak benden önce cennete girdin? Dün gece cennette, senin ayakkabılarının tıkırtısını önümde duydum” diye sordu. Bilal (r.a.) de:
- “Ya Resulullah! Ne zaman bir günah işlesem arkasından hemen kalkıp iki rekat namaz kılarım, abdestim bozulduğunda da vakit geçirmeden hemen abdest alırım. Her abdest aldığımda da Allah’ın üzerimde iki rekat namaz hakkı olduğunu düşünürüm ve kılarım” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):
- “İşte bunun sayesinde” buyurdular.

Tevbe-i İstiğfar Duası (Tevbe Namazından Sonra Okunacak Dua)
Tevbe, istiğfar duâlarının manası, yaptığımız bütün günahlara pişmanlık duyduğumuzu ifade etmemiz, bundan sonraki hayatımızda bir daha böyle günah ve kusurları işlemeyeceğimize Rabbimize söz vermemizdir. 
Günah ve kusurlarına pişmanlık duyup, üzüntü ve elem hisseden mü'min, önce şu istiğfar duâsını huşû ile okur:

"Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe'l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyü'l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü't-tevbete ve'l-mağfirete ve'l-hidâyete lenâ, innehû, hüve't-tevvâbü'r-rahîm." 

"Ya rabbi! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine tevbe ettim, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast ettim. Sen bu tevbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında her ne kadar peygamber gelip geçtiyse, Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur'ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm'dır." 

"Amentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve Rusulihi ve'l-yevmi'l-âhiri ve bi'l-kaderi, hayrihî ve şerrihî minellâhi teâlâ ve'l-bâsü bade'l-mevt. Hakkun, eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh."

Günah ve çirkin sayılan işleri yapmaktan kaçınmak dinimizin emridir Bununla birlikte insanlar suç ve günah işleyebilirler Kur'ân-ı Kerîm ve hadîs-i şeriflerde bir günah işlenmesi durumunda, kişinin günahta ısrar etmeyerek hemen tövbe etmesi gerektiği ve Allah'ın içten yapılan tövbeleri kabul edeceği belirtilmiştir.

Esasen tövbe ve istiğfarda bulunmak için günah işlemiş olmak gerekmez. Peygamberimiz, geçmiş-gelecek günahlarının affolunduğu/affedileceği bildirildiği halde, günde yetmiş kere, yüz kere tövbe istiğfarda bulunmuştur. Özellikle mübârek gecelerde ve seher vakitlerinde olmak üzere, kıldığı namazların sonunda selâm vermeden önce ve selâmdan sonraki tesbîhatın ardından kulun tövbe ve istiğfarda bulunması durumunda, Cenâb-ı Allah'ın bağışlaması umulur.

Ayrıca Peygamberimiz tövbe namazına ilişkin olarak, "Bir kul günah işler de sonra kalkıp güzelce abdest alıp temizlenir ve iki rek`at namaz kılarak Allah'tan bağışlanmak dilerse Allah onu mutlaka affeder" buyurmuş ve arkasından şu âyeti okumuştur: 

"Onlar çirkin bir iş yaptıklarında ya da kendilerine zulüm ve haksızlık ettikleri zaman hemen Allah'ı hatırlayıp, günahlarının affedilmesini isterler; zaten günahları Allah'tan başka kim affedebilir ki! Bunlar o günahı bile bile bir daha yapmazlar" (Âl-i İmrân 3/135) Tövbe namazı iki rek`at olarak kılınabileceği gibi daha fazla da kılınabilir.

Tevbe namazı şu durumlarda kılınabilir:

1. Uzun yıllar günah içinde olduğu halde hepsini bırakıp yepyeni bir dinî hayat yaşamak isteyen kimseler güzelce gusül abdesti alıp iki rekât veya istedikleri kadar tevbe namazı kılıp istiğfar ve dua ederek dünyaya yeni gelmiş gibi pırıl pırıl bir hayata başlayabilirler.

2. Aslında dinî hayat yaşadığı ve günahlara girmediği halde her nasılsa ayağı sürçüp küçük veya büyük herhangi bir günah işleyen kimseler de tevbe namazı kılıp af dileyebilirler.

3. Bir kimse herhangi bir günah işlemese bile bazı zamanlar tevbe namazı kılıp daha bir yürekten istiğfarla Allah’a sığınabilir.

Tevbe namazı her zaman her yerde kılınabilir. Ancak duaların kabul olduğu vakitlerde bilhassa mübarek zamanlarda ve mekânlarda kılmak güzeldir. Normal namaz gibi kılınır. Fatiha’dan sonra belirli bir sureyi okuma şartı yoktur. Ama bilenler dua tevbe ve istiğfar ayetlerini okuyabilirler. En az iki rekât kılınabileceği gibi kişinin gönlünün rahatlayıp tatmin olduğu miktar kadar da kılınabilir. Önemli olan günahtan dolayı mahzun olup kırık bir kalp ve yaşlı bir gözle Allah’a sığınmak ve affedileceğinden ümit beslemektir.

Ümmetine tevbe namazını anlatmak için Peygamberimiz (s.a.v.) “Bir kul günah işler de sonra kalkıp güzelce abdest alıp temizlenir ve iki rekât namaz kılarak Allah’tan bağışlanmak dilerse Allah onu mutlaka affeder” buyurmuş ve arkasından şu mealdeki ayeti okumuştu:

“Onlar çirkin bir günah işledikleri veya herhangi bir günaha girerek kendilerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar ve günahlarını bağışlaması için O’na niyazda bulunurlar. Günahları ise Allah’tan başka affedecek kim vardır? Ve onlar işledikleri günahta bile bile ısrar etmezler.” (Âl-i İmran: 135)

Tevbe namazını hakkıyla kılabilmek için bazı hususları bilmek gerekir.

1. İnsan günah işlemeye müsait bir şekilde yaratılmıştır:
İnsan akıl ve kalp ile beraber nefis de taşıdığı için çok farklı imtihanlara tuzaklara engellere uğramaktadır. İnsan bazen bu imtihanları başarmakta bazen de nefis ve duygularına yenik düşerek günaha girmektedir.

Peygamberler dışında bütün insanlar az veya çok büyük veya küçük günah işleyebilir. Nasıl ki Rabbimizin Rezzak ismi açlığı Şafi ismi hastalıkları gerektirir; Tevvâb Gafur Afüv gibi isimler de hata ve günahların var olmasını şart kılar. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu gerçeği şöyle ifade eder:
"Nefsim kudret elinde olan Zâta yemin ederim ki eğer siz hiç günah işlemeseniz Allah sizi toptan helâk eder; sonra günah işleyen arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.” (Müslim Tevbe: 9)

Çünkü Allah’ı hakkıyla tanımak ve ibadet edebilmek için insanın günahlarla imtihanı gerekiyordu. Önemli olan günaha girmemek için çırpınmak ama günah işleyince de hemen pişman olup istiğfar etmektir.

2. Tevbe ve istiğfar Allah’ın hoşuna gider:
Günah işleyip hüzünle dolan kalbini rahatlatmak için Rabbine sığınan Ondan af ümit eden bir kulun hâli Rabbimizin çok hoşuna gider. Bununla ilgili bir kudsî hadiste şöyle buyrulur:

"Bir kul günah işledi ve ‘Yâ Rabbi günahımı affet!’ dedi.
“Hak Teâlâ da: ‘Kulum bir günah işledi; ardından da bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.’
“Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve ‘Ey Rabbim günahımı affet!’ dedi.
“Allah Teâlâ da ‘Kulum bir günah işledi ve bildi ki günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır’ dedi.
“Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve ‘Ey Rabbim beni affeyle!’ dedi.
“Allah Teâlâ da ‘Kulum günah işledi ve bildi ki günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi olduğunu bildi. Ey kulum dilediğini yap ben seni affettim’ buyurdu.” (Buharî Tevhid: 35; Müslim Tevbe: 29)

Şu hadis ise günah ne kadar büyük ve çok olursa olsun asla ümitsiz olmadan Allah’a sığınmanın gerektiğini ne güzel anlatıyor:
“Allah Teâlâ: Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden af umduğun sürece işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım.

“Ey Âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar olsa sen Benden bağışlanmanı dilersen günahlarını affederim.
“Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen fakat bana hiçbir şeyi ortak koşmamış şirke bulaşmamış olsan ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.” (Tirmizî Daavat: 98)

Rabbimiz Kendisinden asla ümit kesilmemesini emrederek şöyle buyurur:
“Ey günah işleyerek nefislerine zarar vermede haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah dilerse bütün günahları bağışlar. Çünkü O çok affedici ve çok merhametlidir.” (Zümer: 53)

Üstelik şu hadisten anlıyoruz ki Cenab-ı Hak tevbe eden kulundan dolayı Zatına mahsus mukaddes bir sevinç duyar:

“Öyle bir kimse ki çorak boş ve tehlikeli bir arazide bulunuyor. Beraberinde devesi vardır. Devesinin üzerine de yiyecek ve içeceğini yüklemiş. Derken uyur. Uyandığında bir de bakar ki devesi gitmiş. Devesini aramaya koyulur. Bir türlü bulamaz. Açlıktan ve susuzluktan perişan bir vaziyette iken kendi kendine şöyle der: ‘Artık ilk bulunduğum yere gideyim de ölünceye kadar orada uyuyayım.’ Gider ölmek üzere başını kolunun üzerine koyar. Bir ara uyanır. Bakar ki devesi yanı başında duruyor. Bütün azığı yiyeceği ve içeceği de devesinin üzerindedir. İşte Allah mü’min kulunun tevbe ve istiğfarı ile böyle bir durumda olan kimsenin sevincinden daha fazla sevinç ve lezzet alır.” (Müslim Tevbe: 3)

Allahım inşallah cümlemizin Karşısına günahsız, alnı ak çıkmamızı nasip eder, tövbelerimizi kabul buyurur, bizleri günah işlemekten korur inşallah.

About Zehra Karaaslan

«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt