§  Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in gece kıyamında yaptığı virdlerden birisi kaçacak olsa gündüz onu kaza eder, on iki rekât namaz kılardı.

§  Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, sağlığında olsun, hastalığında olsun asla gece kıyamını terk etmezdi. Şayet hastalansa veya gevşeklik gösterse, bu durumda namazını oturarak kılardı.

§  Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bu hayra şâhid olmaları için ehl-i beytini uyandırırdı. Bu nedenle kızı Fâtıma ve eşi Ali’ye uğrar, geceleyin kapılarını çalardı. Onların uykuyu gece kıyamına tercih etmelerinden dolayı “(Siz hâlâ) namaz kılmıyor musunuz?” diyerek hayret ederdi.

§  Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, horozun öttüğünü duyduğu anda, insanlar arasındaki rolünü bildirmek için yatağından fırlar ve horozun ötüşünü onların diline şöyle diyerek tercüme ederdi: “Ey insanlar! İşte şiddetli sarsıntısı olan kıyamet geldi. Onun ardından da insanların yeniden dirileceği ikinci sarsıntı gelecek.  İşte şimdi içindeki şeylerle size ölüm geldi.”

 Sırrî es-Sekatî rahimehullah, şöyle derdi: “Ben bütün faydalı şeylerin gecenin karanlığında verildiğini gördüm.”
Sırrî es-Sekatî’nin gördüğü faydalı şeylerden bazıları şunlardır:
1- Cennete Giriş: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebu Hureyre radıyallahu anh’a şöyle tavsiyede bulunmuştur:
Güzel söz söyle, yemek yedir, sıla-i rahimde bulun ve insanlar uyurken geceleyin namaz kıl. Sonrasında selametle cennete girersin.

Gecenin âbidi olan kulları karşılamak için hazırlanmış odaları tarif ederken Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
Kuşkusuz cennette dışı içinden, içi de dışından gözüken odalar vardır ki, Allah bunları yemek yediren, yumuşak söz söyleyen, oruca devam eden ve insanlar uyurken geceleyin namaz kılanlar için hazırlamıştır.

2- Namazların En Faziletlisi: Gece namazı, nafile namazların en faziletlisidir. Bunun delili ise Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şu sözüdür: “Farz namaz(lar)dan sonra en faziletli namaz geceleyin kılınan namazdır.

Gece namazı, gündüz namazlarından daha faziletlidir. Abdullah b. Mesud radıyallahu anh, bu iki namaz arasında bir karşılaştırma yapmış ve vardığı sonucu şöyle diyerek bizlere bildirmiştir: “Gece namazının gündüz namazlarına olan üstünlüğü, gizli verilen sadakanın alenen verilen sadakaya olan üstünlüğü gibidir.”

Amr b. Âs radıyallahu anh, ise daha da ileri giderek şöyle demiştir: “Geceleyin kılınan bir rekât, gündüz kılınan on rekâttan daha hayırlıdır.”

Gece namazı, çok daha gizli ve çok daha ihlâsa elverişli olduğundan dolayı gündüz namazlarından üstün kılınmıştır.

3- Allah’ın Sevgisine Nâil Olma: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Şu üç kişiyi Allah hem sever hem kendilerine güler hem de onları müjdeler:

* Bunlardan biri, bir gurup cihada çıktığında onlarla birlikte canını Allah azze ve celle için ortaya koyarak savaşan kimsedir. Bu durumda ya öldürülür ya da Allah ona zafer vererek kendisine kifâyet eder. Allah (bu kul hakkında meleklerine) der ki: ‘Şu kuluma bir bakın! Nasıl da canını ortaya koyarak Benim için sabretti.’

* Diğeri, güzel bir eşi ve yumuşak bir yatağı olduğu halde geceleyin kalkıp kıyam eden kimsedir. Allah (bu kul hakkında): ‘Arzu ve isteklerini terk edip Beni anıp zikrediyor, eğer isteseydi uyuyabilirdi’ der.

* Öbürü ise, bir kâfileyle beraber bir yolculuğa çıkan, kâfiledekiler gece boyu (ibadet etmeksizin) uyanık kalıp sonra kalktıkları halde, kendisi darlıkta ve bollukta hep seher vaktinde kıyam eden kimsedir.”

Şu nebevî müjdeye bir bak!
Geceyi ihyâ edenlerden Allah’ın kendilerine güldüğü iki sınıf insan, (âhirette) asıl kadınları ve sofraları elde etme adına (dünyadaki) kadınları ve sofraları terk ediyor…

Bunların ruhları, eşsiz bir iman kardeşliği ve üstün bir manevî atmosfer içerisinde Arş’ın etrafında gezinen meleklerle birlikte yükseklerde dolaşmak için beden surlarını yıkmıştır. Bedenleri insan bedeni, ruhları ise melek ruhudur. Onlar bu ruhlarını, mürekkebi gözyaşı, postacısı huşu olan mektuplar yapıp gizli gizli Allah’a göndermişler ve kazançları fazileti bol, cömertliği büyük olan Rab tarafından hızlı bir şekilde kendilerine gelivermiştir: “Allah onları sever…”

4- Sevgi Göstergesi, Merhamet Müjdesi:
♥ Sevgi göstergesi… Sırrî es-Sekatî rahimehullah, anlatır: Bir keresinde köle tüccarlarının pazarına gitmiştim. Kusurlardan uzak olduğu söylenen bir cariye gördüm ve on dinar karşılığında onu satın aldım. Eve götürdüğümde yiyeceğimi getirdi ve:
— Vallahi efendim, bizim diyarımızda gündüz vakti hiçbir kimsenin yemek yediğini görmedim, dedi. Dışarı çıktım. Akşam olunca ona yiyecek getirdim. Biraz yedi ve:
— Efendim, bir hizmetiniz var mı? diye sordu.
— Hayır, dedim.
— O halde büyük efendime hizmet etmem için bana izin veriniz, dedi.
— Hay hay, memnuniyetle, dedim. Cariye, içerisinde namaz kıldığı odasına çekildi. Ben de yatsı namazını kılıp uyudum. Gecenin ilk üçte biri geçtiğinde cariye kapımı çaldı.
— Ne istiyorsun?” dedim.
— Efendim, geceden hiç nasibiniz olmayacak mı? dedi.
— Şimdilik hayır, dedim. Döndü gitti. Gecenin yarısı geçtiğinde tekrar kapımı çaldı ve:
— Efendim, teheccüd ehli virdleri için ayağa kalktı, dedi. Bunun üzerine ben:
— Ey kadın, ben geceleri kütük, gündüzleri işçiyim, dedim. Gecenin son üçte biri kaldığında o cariye sert bir şekilde kapımı çaldı ve:
— Efendinle fısıldaşmak için hiç mi arzun yok? Kendin için kalk. Hizmetçiler bile seni geçti, dedi. Cariyenin bu sözleri beni gayrete getirmişti. Kalktım, güzelce abdest aldım ve biraz namaz kıldım. Sonra cariyeyi yokladım. Bir de baktım ki secde halinde şöyle diyor: “Beni sevdiğin için beni bağışla.” Namazını bitirince
— Allah’ın seni sevdiğini nereden biliyorsun? dedim. Şöyle cevap verdi:
— Eğer beni sevmeseydi seni uyutup beni kaldırmazdı. Bu cevabı alınca “Haydi git, sen artık Allah için özgürsün” dedim. Dua etti ve “Bu küçük âzad ediliş; geriye (kıyamet günü gerçekleşecek) büyük âzad ediliş kaldı” diyerek çekip gitti…”

♥ Merhamet müjdesi… Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
Allah, geceleyin kalkıp namaz kılan ve hanımını kaldıran, şayet kalkmazsa yüzüne su serpeleyen adama merhamet etsin. Ve yine Allah, geceleyin kalkıp namaz kılan ve kocasını uyandıran, şayet uyanmazsa yüzüne su serpeleyen kadına merhamet etsin.

Allâme Münavî rahimehullah der ki: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ‘Allah şu adama merhamet etsin’ buyruğu, uyuyan kimseyi uyandırmak için yüze su serpmenin değeri hakkında ümmetine bir tembihtir. Bunun sebebi ise şudur: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, teheccüdün ne kadar faziletli olduğunu ifade edince, ümmetinin de bundan nasipdâr olmasını istedi ve (yapın, edin anlamına gelen) emir kipi kullanmak yerine yumuşaklık (ifade eden bir üslup)la onları buna teşvik etti.” [9]
Rasûlullah’ın, yüzüne serptiği suyun serinliğini hissettin mi? Yoksa Ashab-ı Kehf’in uykusu gözlerini büyüledi de ona dalıp mı gittin?
Ebu Hureyre radıyallahu anh, bu tavsiyeye sıkı sıkıya bağlanmıştı. Bundan dolayı o, gecenin (ilk) üçte birini ihyâ ederdi. Sonra eşi uyanır, o da üçte birini ihyâ ederdi. En sonunda da oğlu kalkar, kalan üçte birlik kısmı ihyâ ederdi. Biri uyuyunca öbürü, öbürü uyuyunca da öteki kalkardı.

5- Evlilik Akdi: Gece namazı kılacak birisi geceleyin kalktığı zaman aslında nişanlanacağı kıza doğru kalkmış olur. Namaza durduğunda mihrini hazırlamaya başlamış, namazını bitirdiğinde ise mihrini tamamlamış olur. Bunun ardından artık bir an önce evliliğini gerçekleştirme arzusundadır. Vakit yaklaşıp Allah izin verdiğinde, işte o an, içi ipekle donanmış yataklar üzerinde karşılaşma tatlanır, kucaklaşma hoş olur… İşte tam bu durumda lisân der ki: “İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?” (Rahmân, 60)

Ebû Süleyman ed-Dârânî uykuya dalmıştı. Bir hurî onu uyandırdı ve dedi ki: “Ey Süleyman’ın babası! Ben, beş yüz yıldan bu yana çadırlarda senin için hazırlanırken uyuyorsun ha!”

Mâlik b. Dinar’ın şöyle bir olayı anlattığı nakledilir: Bir keresinde gece yapmam gereken ibadetlerimi terk edip uykuya daldım. Derken bir rüya gördüm. Rüyamda ben, elinde bir kâğıt parçası olan son derece güzel genç bir kızın yanında duruyordum. Kız bana:
— Okuma biliyor musun? diye sordu.
— Evet, dedim.
Bunun üzerine kâğıt parçasını bana verdi. Onda şöyle yazıyordu:
“Lezzet ve temenniler alıkoydu mu seni,
Cennetteki alımlı bembeyaz kızlardan,
Ölümü olmayan ebedî bir hayat yaşayacak,
Güzellerle beraber cennette hoş vakit harcayacaksın,
Uykuna karşı dikkatli ol zira,
Kur’ân ile gece namazı kılmak uykudan daha hayırlıdır.”

6- Ateşten Kurtuluş: Abdullah İbn-i Ömer radıyallahu anhuma’dan şöyle nakledilmiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in hayatında bir adam rüya görecek olsa, onu Peygamber Efendimiz’e anlatırdı. Ben de bir rüya görüp onu Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e anlatmayı arzu ettim. Bu arada ben genç bir çocuk idim ve mescitte gecelerdim. Derken bir rüya gördüm. Rüyamda sanki iki melek beni alıyor ve ateşe götürüyorlardı. O ateş tıpkı kuyunun dürüldüğü gibi dürülmüştü. İki de boynuzu vardı. Bu kuyunun içinde benim de tanıdığım insanlar vardı. (Bu durumu görünce) hemen: “Cehennemden Allah’a sığınırım” demeye başladım. O sırada başka bir melek karşımıza geldi ve “Senin korkmana gerek yok!” dedi. Hemen bu rüyayı (ablam) Hafsâ’ya anlattım, o da Rasûlullah’a anlattı. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Abdullah ne iyi bir adamdır! Ah birde gece namazı kılsa!” buyurdu. Abdullah İbn-i Ömer bu olaydan sonra geceleri (ibadetle geçirdiği için) çok az uyurdu.

İmam Kurtubî rahimehullah der ki: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Abdullah b. Ömer’in rüyasını çok övücü bir ifade ile yorum­lamıştır, çünkü o önce ateşe doğru götürülmüş, daha sonra oradan uzak­laştırılarak kendisine ‘Senin korkmana gerek yok!’ denilmiştir. Bunun denmesi onun salâhından kaynaklanmaktadır. Fakat Abdullah b. Ömer geceleri ibadetle ihya etmemekteydi. Bundan dolayı İbn-i Ömer’e, gece ibadetinin kişiyi ateşten koruduğu ve ateşe yakınlaşmaya engel olan şeylerden olduğu hususunda bir ikaz yapılmıştır. Zaten Abdullah b. Ömer de bu yüzden hayatının geri kalan kısmında gece ibadetini hiç terk etmemiştir.”

7- Beş Maddeli Fayda: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurur ki: “Gece kıyamına sıkı sıkıya sarılın; zira o,  1- Sizden önceki salih kimselerin hiç terk etmedikleri âdeti, 2- Aziz ve Celil olan Allah’a yakınlık, 3- Günahtan alıkoyucu, 4- Hataları örtücü ve 5- Bedenden hastalıkları gidericidir.”

Gece kıyamı; salihlerin şiarı, onların, kendisi ile bilinip ayırt edildikleri tescillenmiş alametleridir. Gece kıyamı; onların imandan kaynaklanan kardeşliklerinin ve nesilden nesile kendilerini birbirine bağlayan sağlam bağın nişanesidir. Gece kıyamı; onların çiçekli bahçeleri, çağlar boyu arzu ettikleri Firdevsleri ve suya kanmış arazileridir. “O, sizden önceki salih kimselerin hiç terk etmedikleri âdetidir.” Salihler, kendilerini ecir ve sevap yurduna ulaştırması için gece kıyamının sırtına binmiş ve bununla “Allah’a yakınlık”larını artırmışlardır.

İşlemiş oldukları günahlardan veya dalmış oldukları cürümlerden dolayı kalplerinde bir ürperti ekilmiş, ektikleri bu şeyi “hataların örtülmesi” olarak hasat etmişlerdir. Bu, başa gelen hatalardan veya görünen masiyetlerden hayâ etme duygusunu onlara miras bırakmıştır. Sahi, Allah korkusundan ağlayan bir göz, nasıl olur da haram bir bakıştan lezzet alabilir? Kur’an okuyan, tesbih çeken ve istiğfar dileyen bir dil, nasıl olur da gıybet eden, yalan söyleyen ve kovuculuk yapan bir dile dönüşür? Allah’a boyun eğerek secde eden bir beden, nasıl olur da istek ve şehvetlerine boyun eğebilir?
İşte bu hayâ etme duygusu, büyür ve özünde “günahtan alıkoyucu”luğu barındıran etkin bir iradeye, güçlü bir otoriteye dönüşür.
Geçmişteki hataların örtülmesi ve geleceğin korunma altına alınmasıyla ruh iyileşir, sıhhat bulur. Ruh iyileştiğinde ise bu, bedene sirayet eder ve öncesinde komşusu iyileşip sıhhat bulduğu gibi beden de iyileşip sıhhat bulur. İstersen sen buna şöyle de: Ruh iyileşince, Allah ruhu taşıyan bedene ikramda bulundu, ruhun temiz kalması için bedene afiyet verdi. Bu durumda artık bedene herhangi bir hastalık bulaşmaz, herhangi bir sıkıntı isabet etmez. “Bedenden hastalıkları gidericidir.” İşte Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, tüm bu faydaları şu sözünde özetlemiştir:
“Gece kıyamına sıkı sıkıya sarılın; zira o, sizden önceki salih kimselerin hiç terk etmedikleri âdeti, Aziz ve Celil olan Allah’a yakınlık, günahtan alıkoyucu, hataları örtücü ve bedenden hastalıkları gidericidir.”

8- Kırığın Sarılması: Gece kıyamı, farz ibadetlerde meydana gelen kırıkları sarar ve kaçınılmaz olarak meydana gelen huşu eksikliği, yanılma ve vakti geciktirme gibi neredeyse hiçbir kimsenin kurtulamadığı bir takım eksiklikleri giderir. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
 “Kıyamet gününde kulun (işlediği) amellerinden hesap vereceği ilk şey namazdır. Eğer namazı tam ve düzgün olursa kurtulur ve başarıyı elde etmiş olur; şayet namazı bozuk olursa helak olur ve tamamen zarara uğrar. Eğer hesabı görülen kimsenin farz namazlarında eksiği varsa Allah şöyle der: ‘Kulumun nafile namazları var mı, bir bakın?’ (Eğer nafileleri varsa) farzlardaki eksiklikler bunlarla tamamlanır. Diğer amellerin hesabı ise bundan sonra olur.”

9- İster Gaflette Olmamayı, İster Hakkıyla İbadet Etmeyi, İster Kantar Kantar Sevabı Tercih Et!
“Kim geceyi ‘on’ ayetle ihya ederse, gâfillerden olmaz. Her kim ‘yüz’ ayetle ihya ederse, hakkıyla ibadet edenlerden yazılır. Kim de ‘bin’ ayetle ihya ederse, kantar kantar sevap elde edenlerden yazılır.”
Allah’ın rahmeti öylesine yakın, öylesine yakındır ki, elinin uzanabileceği kadar yakın bir yerdedir. Senden sadece onu devşirmeni ister. “Gaflet” elbisesini senden çekip çıkarmak için sadece, ama sadece on ayetle geceyi ihya etmek yeterlidir. Eğer bunu yüz ayete tamamlayacak olursan, sana “hakkıyla ibadet edenler” (Kânitîn) elbisesi giydirilir. Şayet Kur’an okumanın tadına varmış ve bunu bin ayete tamamlamış olursan “kantar kantar sevap elde edenler” (Mukantirîn) elbisesi sana giydirilir.
Subhanallah! O’nun keremi ne engin, lutfu ne boldur! O halde ey fakir kullar, haydi O’nun kerem ve lutuf esintilerine erişmeye koyulun! Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
“Kim geceyi ‘on’ ayetle ihya ederse, gâfillerden olmaz. Her kim ‘yüz’ ayetle ihya ederse, hakkıyla ibadet edenlerden yazılır. Kim de ‘bin’ ayetle ihya ederse, kantar kantar sevap elde edenlerden yazılır.”
Kantar kantar sevap elde edenler, sevaplarını kantarlarla alacak olanlardır. Bu kimselerden birisi kantarının kadrini küçümser korkusuyla Nebi aleyhisselam onlara bir kantarın kıymetini şöyle bildirmiştir: “Bir kantar, tüm dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.”

Bu hadiste, her bir kimseye ne gibi mükâfat verileceğini açıklayarak müminler arasındaki yarışa ve taatleri artırmaya yönelik teşvik, hiç de kapalı değildir. Bu durumda herkes gücü miktarını ortaya koyar, yorgunluğu oranında ecre nail olur.
Acaba sen bu üç guruptan hangisindesin?

10- Allah’ı Çokça Zikretmek: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
“Her kim geceleyin uyanır, (beraberinde) hanımını uyandırır ve iki rekât namaz kılarlarsa, o gece Allah’ı çokça zikreden erkeklerden ve Allah’ı çokça zikreden kadınlardan yazılırlar.”

Gecenin karanlığında kılınan iki rekât hafifçe namaz, uzun zaman diliminde yapılacak çok zikre eş değerdir. Zeki kimse, en az çabayla en büyük mükâfata götüren yolu bilen kimsedir.

11- Gizli Armağan: Allah azze ve celle şöyle buyurur:
 “…Onların vücutları yataklardan uzak kalır, korkarak ve umarak Rablerine yalvarırlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcamada bulunurlar. Yaptıklarına karşılık onlar için ne göz aydınlatıcı nimetler gizlendiğini kimse bilemez.” (Secde, 16, 17)
İmam Mücahid ve Hasan el-Basrî, “vücutları yataklardan uzak kalır” ifadesi ile gece kıyamının kastedildiğini söylemiştir.[18]
Akıcı ve büyüleyici kalem sahibi İmam İbn Kayyım el-Cevziyye, bu ayeti inceden inceye düşünmüş ve şu çıkarımlarda bulunmuştur: “Bir düşün, Allah, kullarının geceleyin gizli gizli yaptıkları ibadetlerine onlar için gizlediği ve hiçbir nefsin bilmediği bir ödülle nasıl da karşılık veriyor… Ve yine onların gece namazına kalkacakları vakit yataklarında çektikleri sıkıntı ve ıstıraplara, nasıl da cennette göz aydınlatan nimetlerle mukabelede bulunuyor…”

Herkes cennette ödülünü aldıktan ve Allah’ın kendisine vaat ettiği makamına yerleştikten sonra geriye bu mübarek güruh için saklanmış olan en büyük ödül kalıyor… Gözlerin bozduğu bakışlardan korunmuş, ellerin değmelerinden muhafaza edilmiş, hiçbir kimsenin muttali olamayacağı şekilde gizlenmiş en büyük ödül…
 Allah’ın insanlara bildirdiği cennet nimetleri insanın aklına gelmeyecek nitelikte olduğuna göre, peki ya insanlardan gizlediği nimetler nasıldır?
Lütfunu gizlediğinde O’nun lütfu ne engindir!
Cömertliğini gizlediğinde O’nun cömertliği ne boldur!
Çünkü insan nefsi, kendisinden gizlenen şeyleri derinlemesine incelemeye son derece meraklıdır. Kendisinden gizlenen şeylere ulaşmayı arzular, onun peşinden gider ve onu elde etmek için var gücünü ortaya koyar. İşte bundan dolayıdır ki Allah azze ve celle, gece kıyamına kalkanların ödülünü gizlemekle, sanki onların yoluna (girmek isteyenlere) yardımcı olmuş, bizlerin de onlara katılması için bizi desteklemiş ve onların gayretlerinden bir nebze bize de vermiştir.

Alışverişi Kolaylaştıran Hususlar

Rebîa el-Ceresî şöyle demiştir: “Şüphesiz ki Allah, hayrı, sizler için ayakkabısının bağı kadar yakın; şerri de gözüyle gördüğü yer kadar uzak kılmıştır.”

1- Kaylûle Uykusuna Yat: Bu, gerçekten de büyük bir fırsat, gizli bir ganimettir. Eğer sen, içerisinde meleklerin indiği gecenin değerli saatlerinden bir saati, içerisinde şeytanların azıttığı gündüz saatlerinden bir saat karşılığında satın almışsan, bu durumda gerçekten de kâr elde edenlerden olmuşsun demektir. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Siz kaylûle yapın; zira şeytanlar kaylûle yapmazlar.”

Sakın ha şeytanı kendine örnek alma; aksi halde gündüzleri oyun eğlenceye ve laf-u güzâfa dalar gidersin! Hasan-ı Basrî rahimehullah, bir keresinde çarşıda bir gurubun yanından geçmişti. Onların lafa dalışlarını ve bağırıp-çağırışlarını görünce: “Bunlar kaylûle yapmaz mı acaba?” dedi. Orada bulunanlar: “Hayır, yapmazlar” yanıtını verdi. Bunun üzerine Hasan-ı Basrî rahimehullah: “Öyleyse ben onların gecelerinin kötü bir gece olacağını düşünüyorum” dedi.

2- Yiyeceğini Azalt: Adamın birisi Muhammed İbn-i Sirîn rahimehullah’a gelerek:
— Bana ibadet öğretir misin? dedi. İbn-i Sirîn adama:
— Bana nasıl yemek yediğini dair kendinden haber ver” dedi. Adam:
— Doyana kadar, diye cevap verdi. İbn-i Sirîn:
— Bu hayvanların yiyişidir, dedi. Sonra “Nasıl içersin?” diye sordu. Adam:
— Kanana kadar, dedi. İbn-i Sirîn:
— Bu da davarların içişidir, dedi. Sonra şöyle buyurdu: “Sen şimdi git, yeme ve içme nasıl olur öğren, sonra gel, ben sana ibadeti öğretirim.”
Değerli okuyucu, sen yeme ve içmenin nasıl olması gerektiğini öğrendiğinde, muhakkak Mis’ar b. Kidâm’ın uzun sıkıntılar çekerek ulaştığı ve cimrilik etmeden sana bildirdiği şu neticeye ulaşacaksın:
“Bir parça çöreğin ve Fırat’tan bir avuç suyun,
Açlığı def ettiğini öğrendim,
Yemeği az yemek yardımcıdır ehl-i namaza,
Çok yemek ise yardım eder uykuya.”
“Açlık” derken bununla insanı güçten düşürerek tembelliği ve acziyeti miras bırakan açlık kastedilmemektedir. Çünkü açlığın bu türünden Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Allah’a sığınmıştır. Buradaki açlıktan kasıt, Rasûlullah’ın bizlere bildirdiği sünnetine uygun düşecek şekilde az yemek yemektir. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
“İnsanoğluna, belini doğrultacağı üç-beş lokma yeter; ama ille de yiyecekse, bu durumda (midesinin) üçte birini yiyeceğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de nefesine ayırsın.”
İşte Sufyan-ı Sevrî rahimehullah! O, seher âşıklarına emir ifadesi kullanarak şöyle sesleniyor:
“Az yemeğe alışın ki, gece kıyamına sahip olasınız.”
Şayet İmam Sufyan-ı Sevrî rahimehullah bu tavsiyesine muhalefet eder ve bizi sakındırdığı şeye bizzat kendisi düşecek olsa, hemen gecenin tamamının hakkını verecek şekilde kendisine özgü metodunu uygulayarak nefsini terbiye eder ve “Eşeğin yemi fazla verildiğinde daha çok çalışır” diyerek kalkar ve o gecenin tamamını sabaha kadar ibadetle geçirirdi.
3- Yatağını Sertleştir: Ömer İbn-i Hattâb radıyallahu anh, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yatağını bize vasfederek şöyle anlatır: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına girmiştim. Bir hasırın üzerine uzanmış yatıyordu. Yanına oturdum. Rasûlullah, îzarını üzerine çekti —ki zaten üzerinde başka bir elbise de yoktu—  gördüm ki, yattığı hasır O’nun yan tarafına iz bırakmıştı.”
Müminlerin annesi Âişe radıyallahu anhâ ise Efendimizin yastığını bize şöyle anlatmıştır: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in geceleyin üzerinde uyuduğu yastığı, içi lifle doldurulmuş deriden yapma bir yastık idi.”
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bunu yapması, başka değil, sadece uyanma noktasında kendisine daha kolay olması ve kalkmasında kendisini daha canlı yapması içindir.
Gelmiş geçmiş günahları affolunmuş, gözleri uyusa bile kalbi uyumayan Peygamber bile böyle yapıyor. Ayakları yarılacak kadar gece kıyam ediyor, ashabı kendisinin öldüğünü zannedecek kadar secdede kalıyor, elbisesi omzundan düşecek kadar Rabbine duasında ısrar ediyor… O’nun, yatağını sertleştirmesine dair yaptıkları acaba ardındaki ümmetine bunu öğretmesinden ve dili ile nasihat ettiği gibi, lisân-ı hâliyle de nasihat etmesinden başka bir şey midir?
Bu elbette bizim, senden her gece yere yatıp yatağını terk etmeni istediğimiz ve Allah’ın senin için serbest bıraktığını sana yasakladığımız anlamına gelmemektedir. Aksine bu, İmam Münavî’nin de çok kıymetli nasihatinde dediği gibi şu manaya gelmektedir: “Tembellik ve rahata meyletmek kendisine baskın gelen kimseye en uygun olan yatağını doldurma hususunda aşırıya gitmemesidir. Zira bu, çok uykuya, gaflete ve hayırlı işlerden mahrum olmaya sebebiyet verir.”
Ey gece kıyamını terk edip uykuya dalan ve ey selin içerisinde boğulan kimse! Uykunun çokluğundan dolayı gece sana isyan etmekte, fazla uyumandan dolayı yatağın senden şikâyette bulunmaktadır. Hurîler, senin bu katı kabalığından hayrete düşmüş, Hafaza melekleri kârları kaçırışından dolayı ağıt tutmaktadır. O halde seni seveni sev, sana kavuşmayı arzulayanla meşgul ol, Efendinin huzuruna geç ve bir anlığına bile olsa O’nun rahmet esintisinden yararlanmaya bak. Kim bilir belki de bu durumda felaha erersin. Unutma ki sihirbazlar bir anda felaha kavuşmuşlardı!
4- Hayırlı Arkadaşın Seni Uyandırır: Hz. Hasan radıyallahu anh babasının kendisine şöyle anlattığını bildirir: Bir gece Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, benim ve kızı Fatıma’nın yanına gelerek kapımızı çaldı ve “(Siz hâlâ) namaz kılmıyor musunuz?” dedi. Bunun üzerine ben: “Ey Allah’ın rasulü! Canlarımız Allah’ın elindedir; bizi uyandırmayı dileseydi uyandırırdı” dedim. Bunu söyleyince Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hemen döndü ve bana bir şey söylemedi. Daha sonra arkasını çevirip giderken dizine vurarak şöyle dediğini duydum: “İnsanoğlu ne kadar da tartışmacıdır!”
İmam Taberî bu hadise şu şekilde not düşmüştür: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in gece kılınan namazın ne kadar büyük bir şey olduğuna dair bilgisi olmasaydı asla Allah’ın, mahlûkatı için dinlenme vakti kıldığı bir anda gelip kızını ve amcaoğlusunu rahatsız etmezdi. Fakat O, Allah Teâlâ’nın “Ehline namazı emret…” (Tâhâ, 131) ayetine binaen kızının ve amcaoğlusunun bu değerli işi, gevşekliğe ve gaflete tercih etmelerini istedi.”
İşte bundan dolayı diyoruz ki: Kendine, sana yardımcı olacak hayırlı bir arkadaş edin. Gaflet kuyusuna düştüğünde en yüksek sesinle “Yardım edin! Yardım edin!” diye bağır. Kim bilir, belki de bir kervan gelir de sulaklarını kuyuya gönderir, kovasını kuyuya sarkıttığında ona tutunur ve kurtulursun? Aksi halde sapkınlık kuyusuna düşüp de yardım ve hidayet dilemeyi terk ettiği için boğulan nice kimseler olmuştur.
Vah sana! Seher vakitlerinde af dileyenlerle birlikte sen de sesini yükselt! Belki sana acırlar. Teheccüde kalkanların atlarına binmeye çalış! Belki birisi seni yanına alır. Gece kıyama duranlara şöyle seslen: Beni yanınıza alın… Beni de beraberinizde götürün… Bana arkadaşlık edin… Benim için aracı olun… Beni başıboş bırakmayın… Beni tek başıma koymayın... Günahlarım bana ağır geliyor, bana yardımcı olun… Arzularım beni kuşattı, beni terk edip gitmeyin... Nefsim beni perişan etti, beni düşmana koymayın... Siz kalplerinizi bulmuşsunuz, kalbini bulamayan şu adama acıyın... Siz vakitlerinizi ve lezzetlerinizi bulmuşsunuz, bunları bulamayan şu adama öğretin… Kardeşlerim! Ey taat zengini kimseler! Fakirlere tasaddukta bulunun... “Şüphesiz ki Allah tasaddukta bulunanları mükâfatlandırır.” (Yusuf, 88) Ey Rahman’ın sevgilileri! Sevgilinizin kölesine şefkat gösterin... Zira kimin sevgisi gerçek olursa, sevgilisini hoşnut etmek için hayatını ortaya koyar, bütün gücünü onun kölelerine hizmete harcar...
Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın... Bu çağrıya kulak veren var mı?
5- Allah’a İsyan Etme, Seni Uyandırsın: Adamın birisi İbrahim Ethem’e: “Ben gece kalkmaya güç yetiremiyorum; bana bir reçete yazar mısın?” dedi. Bunun üzerine İbrahim Ethem rahimehullah şöyle buyurdu: “Gündüz O’na isyan etme ki, gece seni huzuruna diksin. Şüphesiz ki senin geceleyin O’nun huzuruna dikilmen en şerefli işlerdendir. Günahkâr ise bu şerefe nail olamaz.”[31]
Peygamber vârislerinden birisi olan Fudayl b. İyad rahimehullah ise bu söze şu ilavede bulunur: “Eğer gece kıyamına ve gündüz orucuna güç yetiremiyorsan, bil ki sen, günahlarının kendisini kelepçelediği mahrum birisisin.”
Gece kıyamının ve gündüz orucunun simgesi olan Hasanu’l-Basrî rahimehullah ise sana şöyle seslenir: “Bir kimse gece kıyamını terk ediyorsa bu ancak işlemiş olduğu bir günah nedeniyledir. Bu nedenle her gece güneş batarken kendinizi yoklayın ve Rabbinize tevbe edin ki gece kıyamına kalkabilesiniz.”
Mahrum olan herkes cezalandırılır. Cezanın ise dereceleri vardır; ama en büyük ceza, cezalandırılan kimsenin cezasının farkına varamamasıdır.
 Ey gece kıyamına kalkanlar! Uykuya dalanlara şefaat edin. Ey kalpleri diri olanlar! Ölü kalplilere merhamet edin.
Gece kıyamını elde eden neyi kaybetmiş; gece kıyamını kaybeden neyi bulmuştur?
Hiçbir nur, teheccüd ehlinin nuruna benzemez. Teheccüd ehli Rahman ile baş başa kalmışlar, O da onlara nurundan giydirmiştir. Hiçbir karanlık da uyku ehlinin karanlığına benzemez. Gecenin azığı yanlarında tükendiği için gündüz vakti kandilleri sönmüştür; bu nedenle de yüzleri kararmıştır.
 “Gecenin karanlığı bastırınca onlar güzelleşir,
Parlaklıkları yıldızlarınkini aşar,
Seher vakitleri onlarla aydınlanır,
Mağfiret elbisesi en hayırlı taksimattır.”
6- Malın Değerini Bil ki Ücretini Ödemek Zor Gelmesin: Yezid b. Harun şöyle derdi: “Gece namazını düşündüm, bir de baktım ki bir bekçi, iki dirhem karşılığında bütün bir geceyi uykusuz geçirerek koruyuculuk yapıyor. Sizden birisi, bir gece uykusuz kalarak iki dirheme denk gelmeyecek ve belki de Rabbine minnet edeceği bir ibadetle cenneti mi istiyor?”[35]
Bir lokmaya gece namazını değişen, seher vaktinin meltemini uykuya kurban eden ve istirahatından ötürü teheccüd ehlinin meclisinden ayrıldığını ilan eden kimseye hayret doğrusu! Ey böylesi kişi! Eğer sen teheccüdün bir ânını, Süleyman Peygamberin hükümranlığı içinde Nuh aleyhisselam’ın ömrü ile değişecek olsan yine de zarar edenlerden olmuş olursun.
“Ey nefis! Şurada sabredeceğin sayılı günlerdir,
Bu günlerin süresi sanki hülya gibidir,
Ey nefis! Kararlılıkla Firdevs’e yürü,
Uykuyu terk et; zira gerçek yaşantı önümdedir.”
 Yahyâ b. Muaz’a kulak ver. O sana (dünyanın ne olduğunu) şöyle haber veriyor: “Ne kadar uzun yaşarsa yaşasın şu dünyada insanın durumu, ancak cennetin yanı başında alınan bir soluk gibidir. Her kim kendisi sebebiyle ebedî hayatı yaşayacağı bir nefesi boşa harcarsa, Allah’a yemin ederim ki o, zarar edenlerdendir.”
Selef-i salihîn bunu bilmiş, buna çok iyi inanmıştı. Varılacak yerin neresi olduğunu idrak ettikleri için bu onlara çok basit gelmişti. (Sevgiliyle buluşma) arzusu onların çobanı, seher vakitleri binitleri, yorgunluk lezzetleri, Allah ise hedefleridir. İşte böylesi kimseler için binitlerini cennete konaklatana dek rahatları olmaz.
Elden giden şeyin kıymetini bil, (kaçırdığı şeyi etmek için) çabalayan kimsenin kaçırdığı şeye ağladığı gibi ağla, telafi için çabala! Belki de bu sayede yere düşenlere yetişir, bülbüllerin (arzularına erişmek için) girdikleri yola girerek amacına ulaşırsın. Zira bülbüller bir ağaca âşık oldukları zaman onunla kucaklaşmak için boyunlarına sarılmaya, yanaklarını öpmeye çalışırmış. Bülbüle “Bu şişmanlıkla asla olmaz!” denilince, bülbül zayıflığa razı olmuş ve ağaca kavuşarak ona sarılmış.
7- Selef’in Yaşantısını Tanı: Selef’in güneşi doğunca Halef’in yıldızı batar. Selef’in haberlerini dinlemek insana hayat verir; çünkü onlar, dilleri ve yaşantıları ile hayatlarında Allah’a davet eden kimselerdi. Öldüklerinde ise dilleri sustu, yaşantıları konuşmaya başladı. Bu durumda hem diri olarak hem de ölü olarak Allah’a davetçi oldular. Onların ağaçları hâlâ yaprakları gölgeli, meyveleri bol ve faydası büyük bir şekilde; yalnız kalanın yalnızlığını gidererek, yolunu şaşıranı doğruya götürerek, sendeleyen kimseyi sabitkadem kılarak ve susayanı gölgesine basarak şu günümüze kadar yemişini vermeye devam etmektedir.
● Sırrî es-Sekatî rahimehullah, gece bastırdığı zaman gecenin ilk vakitlerinde çabalar, gayret ederdi. Yorgun düştüğünde ise inleyip ağlamaya başlardı.
● Sâlih b. Yahyâ’nın oğulları Ali ve Hasan anneleri ile birlikte geceyi üçe bölerlerdi. Ali gecenin ilk üçte birini ihyâ eder sonra yatardı. Ardından Hasan kalkar ve o da üçte birini ihyâ eder yatardı. En sonunda anneleri kalkar gecenin kalan üçte birini ihyâ ederdi. Daha sonra anneleri vefat etti. Bu nedenle geceyi kendi aralarında ikiye böldüler. Sabaha kadar geceyi ihyâ ile meşgul olurlardı. Sonraları Ali de vefat etti. Bundan dolayı Hasan tüm geceyi kendi başına ihyâ eder oldu. Kendisine bundan ötürü “Vadinin yılanı” denilmiştir.
● Mansur b. Mu‘temir rahimehullah’ın komşusunun kızı bir keresinde babasına: “Babacığım, Mansur’un evinin çatısında dikili duran kütük nerede?” diye sordu. Bunun üzerine babası: “Kızım, o, Mansur’un bizzat kendisidir. Mansur geceleri ayakta durarak ibadet eder” diye karşılık verdi.
Yani Mansur b. Mu‘temir rahimehullah, uzun süre ayakta kıyam ettiği için tıpkı bir kütük gibi dikili kalırdı.
● Bilmiyoruz acaba hangisine hayret edelim; Riyâh el-Kaysî’ye mi, yoksa hanımına mı? İşte sana olayın detayı: Riyâh el-Kaysî rahimehullah, bir kadınla evlenmişti. Riyâh, kadını sınamak için gece olunca uyudu. Kadın ise gecenin dörtte birini ibadetle geçirdi. Sonra eşine: “Ey Riyâh! Kalk artık” diyerek seslendi.  Riyâh: “Tamam, kalkıyorum” dedi. Kadın gecenin diğer dörtte birlik bölümünü de ibadetle geçirdi. Ardından yine: “Ey Riyâh! Kalk artık” diyerek çağırdı. Riyâh yine: “Tamam, kalkıyorum” diye cevap verdi; ama kalkmadı. Kadın gecenin üçüncü dörtte birlik bölümünde de ibadet etti. Sonra tekrar: “Ey Riyâh! Kalk artık” diyerek seslendi. Riyâh: “Kalkıyorum” dedi. Bunun üzerine kadın: “Gece bitti, Muhsinler toplandı, sen ise hâlâ uyuyorsun! Ah ah! Beni seninle kim kandırdı bir bilseydim keşke!” dedi ve gecenin kalan diğer kısmını da ibadetle geçirdi.[41]
Seher vaktinin kendisine özgü kokusu, ancak bu kimselerden alınır. Güneş, batış anında ancak onların nurundan utandığı için gizlenir. Yıldızlar, geceleyin ancak onlara yakın olmak için batarlar. Allah, gecenin son üçte birinde dünya semasına ancak onlar için celâliyle nuzûl eder ve onlara ikram eder, ikram eder, ikram eder…
8- Allah’a Karşı Dürüst Ol, Allah da Sana Karşı Dürüst Olsun: Eğer niyetin hâlis, kararlılığın gerçek olur ve Rabbinin huzurunda durmaya derin bir arzu duyarsan, ya rüzgâr esmesi ya fare tıkırtısı ya da çocuk ağlaması gibi bir şeyin seni uyandıracağından emin olabilirsin. Eğer bunlardan hiçbirisi olmazsa, bu durumda sebebini bilmediğin bir uykusuzluk seni tutacaktır.
Şayet niyetini tashih ettikten, kararlılığını ortaya koyduktan ve bütün sebeplere tutunduktan sonra yine de uyanamamışsan üzülme, bu durumda Allah sana bağışta bulunmuştur. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
“Her kim geceleyin kalkıp namaz kılmaya niyet ederek yatağına girer de sabah olana dek gözleri ona galebe çalarsa, bu durumda niyet ettiği şey (in sevabı) ona yazılır. Uykusu ise Rabbinden ona bir bağış olur.”
Uyuduğu halde sevabı geceyi ihya edenden kimseden daha büyük olan, oruç tutmadığı halde Allah katında oruç tutandan daha temiz olan ve yatağında öldüğü halde savaş meydanında yere yıkılıp can veren kimselerin makamına ulaşan kimselere hayret doğrusu!
Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh şöyle demiştir: “Akıllı kimselerin uykuları ve oruçları ne iyidir! Onlar, ahmakların uykusuzluklarını ve oruçlarını nasıl da utandırıyorlar! Takva sahibi kimsenin yaptığı zerre miktarı iyilik, aldanmış kimselerin yaptığı dağlar kadar iyilikten daha büyük, daha faziletli ve daha ağır gelir.”
Okuduğun şeyin dehşetinden eğer ağzın açık kaldıysa ve söylediklerimin açıklanmasını istiyorsan, sözü İbn-i Kayyım’a bırakalım. Çünkü o, bu görevi en iyi şekilde yerine getirir. Allah rahmet etsin o şöyle demiştir:
“Akıllı kimse; azmi, kararlılığı, düzgün niyeti ve amacına ulaşma gayreti ile uzun mesafeleri kat edebilir. Bunlardan yoksun olan kimse ise, çekeceği birçok zorluk ve meşakkatin yanı sıra bundan çok daha az işleri bile yapamaz. Kararlılık ve sevgi zorluğu giderir, yolu ve ilerleyişi güzelleştirir. Allah’a giden yolda yarış yapmak ancak gayret, doğru bir istek ve kararlılıkla olur. Sukûnetine rağmen gayret sahibi bir kimse, birçok iş yapan kimseye inanılmaz fark atar.”
9- Âdaba Sarıl: Uyku âdabına riayet et. Bu konuda “Namaz Uykudan Hayırlıdır” başlıklı yazımıza müracaat edebilirsin.

Bitirirken
Sâlih bir ameli işlediğin zaman onu sırlar dosyasına koy ve üzerine ihlâs kilidi vur; çünkü sen amelin hususunda şeytandan emin olamazsın. Kim bilir belki de o, işlemiş olduğun amele saldırıp onu sırlar dosyasından çıkararak ve (herkesin bilebileceği) malumat dosyasına koyacak? Hatta belki de sana kurduğu tuzağı daha da artırarak malumat dosyasından alıp riya dosyasına koyacak? Bu durumda salih amel olarak kaydedildiğini zannettiğin amelin, kötülük defterine yazılmış olacak! Eğer sen, insanların sana uymalarını kast ederek yapmış olduğun amelin açığa çıkmasını amaçlamışsan, bu durumda İmam Gazalî’nin, tecrübe eleğinden süzerek tıpkı bir ortağın ortağına ettiği vasiyet gibi sana sunmuş olduğu ‘gizli ve alenî amel işleme kuralı’na dikkat etmelisin. İmam Gazalî rahimehullah şöyle der:

“Amelini açığa vuracak kimsenin dikkat etmesi gereken ikinci şey, kalbini kontrol etmesidir; zira kişinin içinde bazen gizli riyanın sevgisi olur. Bu sevgi onu ‘başkası sana uyacaktır!’ mâzeretiyle ibâdetini açığa vurmaya dâvet eder. Oysa onun arzusu, başkasına örnek olduğu için amelde aceleci davranmaktan başka bir şey değildir. Zaten amellerini açığa vuranların çoğunun durumu bundan ibarettir. Yalnız ihlâslı kimseler bundan müstesnadır ki onlar da ne kadar azdır! Bu bakımdan (iman ve irade açısından) zayıf bir kimsenin, kendisini bu kahramanlığı taslamakla aldatmaması gerekir; aksi halde bilmeden helâk olur. (İman ve irade bakımından) zayıf kimsenin misâli, yüzmeyi az bildiği için çırpınan ve tam bu esnada boğulmak üzere olan bir guruba bakarak onlara acıyan ve kendisine yapışsınlar diye yanlarına giderek hem kendisini hem de onları ölüme götüren bir kimsenin durumuna benzer. Dünyada su ile boğulmanın acısı bir anlıktır. Keşke riya ile helâk olmak da böyle olsaydı. Hayır! Aksine onun azabı ebedîdir. İşte burası âbidlerin ve âlimlerin ayaklarının kaydığı bir yerdir.” (İhyâu Ulûmi’d-Dîn, 3/335)

(Alıntı)

About Zehra Karaaslan

«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt