» » » » » » » Abdulkadir Geylani Hazretleri - Gunyetut Talibin - 6 - Ahlak ve Gorgu Kuralları -1




Selâm vermek sünnettir. Ancak, selâma karşılık vermek daha önemlidir.

Selâm veren kimse, selâmın okunuş şeklinde serbesttir. İsterse harf-i tarifli olarak :

— Esselâmü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtühü..

Diye söyler; isterse, harf-i tarifsiz olarak :

— Selâmün aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtühü.

Şeklinde bir selâm verir. Ama, anlatılandan daha fazlasını söylemez. Bu mânâda gelen bir hadis-i şerif vardır; bunu İmran b. Hiisayn anlatmaktadır :

— Resulüllah S.A. efendimize bir Arap köylüsü geldi:

— Esselâmü aleyküm..

Dedi; selâmına karşılık aldıktan sonra oturdu. Resulüüah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «On sevab aldı..»

Sonra bir başkası geldi:

— Esselâmü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtühü.

Diyerek selâm verdi; selâmının karşılığını aldıktan sonra oturdu. Resulüllah SA. efendimiz bunun için de şöyle buyurdu :

— «Otuz sevab kazandı..»

Selâm vermede sünnet olan :

Yürüyen kimsenin oturan kimseye; binekli olanın yürüyene ve oturana selâm vermesidir.

Toplu halde gidenlerden birinin selâm vermesi, diğerleri için de yeterlidir.

Keza toplu halde duranlardan birinin selâm alması, diğerlerine de yeter.

Hiç bir halde, müşrike ilk selâm veren olmamalıdır. Şayet müşrik olan selâm verecek olursa, ona şu karşılığı verir :

— Ve aleyke.. (Sana da..)

Amma, bir Müslümana selâmının karşılığını verdiği zaman şöyle

der :

— Ve aleykümüsselâm..

Şayet, verilen selâma karşılık olarak :

— Ve rahmetüllahi ve berakâtühu..

Cümlesini de ekler ise.. Daha yerinde olur.

Bir Müslüman, diğer Müslüman’a selâm verirken :

— Selâm..

Derse., bunun karşılığını vermemeli; ona, böyle bir selâmın, Müslüman selâmı olmadığını anlatmalıdır. Zira o : Tam bir cümle değildir.

Kadınların da, birbirlerine selâm vermeleri müstahaptir.

Ancak, bir erkeğin, genç bir kadına selâm vermesi mekruh olup hoş bir şey değildir. Amma, temiz yaşlı kadına selâm verilebilir.

Çocuklara selâm vermek de müstahaptir. Zira, onlara selâm vermek, bir bakıma öğretmektir.

Bir meclisten kalkıp gidenin de, orada kalanlara selâm vermesi müstahaptir. Tekrar aynı meclise dönüp geldiği zaman da, selâm verir.

İki cemaat veya iki kimse arasına kapı, duvar gibi bir hail geldiğinde buluştukları zaman, yine selâmlaşmaları sünnettir.

Bir kimseye selâm verdikten sonra, ayrılıp tekrar karşılaştıklarında selâmlaşmaları müstahaptir.

Masiyet işleri ile uğraşanlara selâm vermemelidir. Meselâ : Satranç, tavla oynayanlara, şarap içenlere, ceviz, kumar oynayanlara.. Şayet onlar, kendisine selâm verirlerse., karşılık selâm verir.

Ancak, bir kimsenin kanaati ağır basarsa ki : Onların verdiği selâmı almayınca, onlar o işleri bırakırlar; o zaman selâmlarını almaz.

KÜS TUTMAK

Bir kimse, Müslüman kardeşine üç günden fazla küs tutmamalıdır. Meğer ki, bu küs tutacağı kimse, bid’at ve dalâlet ehli bir sapık ola.. Bu gibilere küs tutmayı devam ettirmek müstahaptir.

Bir kimse, Müslüman kardeşine selâm vermek sureti ile, küs olma günahından kurtulmuş olur.

MÜSAFAHA

Bir Müslüman», din kardeşi ile müsafaha etmesi müstahaptir.

Müsafaha sırasında, din kardeşi elini çekmeden kendisi elini çekmemelidir. Şayet müsafaha başlayan kendisi ise..

ÖPÜŞMEK

Sarılır da, birbirlerinin alnından veya elinden öperlerse., ama din kardeşliği ve uğur bereket için., caiz olur. Ancak, ağızdan öpmek mekruhtur.

AKSIRMAK 

Aksıran kimsenin yüzünü kapaması ve sesini alçaltması İslâmî edepler arasındadır. Ayrıca :

— El - hamdü lülahi Rabbil - âlemin. (Âlemlerin Rabbı Allah’a hamd olsun..)

Diyerek, Aziz Celil Allah’a hamd etmelidir. Ancak, hamd ederken, yüksek sesle hamd etmelidir.

Ashap yolu ile gelen rivâyette Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur :

— «Bir kul :

— El-hamdü lillah.. (Allah’a hamd olsun..)

Dediği zaman, bir melek şöyle der :

— Rabbil - âlemin.. (Alemlerin Rabbına..)

Şayet kul :

— El - hamdu lillahi Rabbil - âlemin.. (Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.)

Derse, melek onun için şöyle der :

— Yerhamüke Rabbil. (Rabbın sana merhamet eylesin.) »

Aksıran kimse, sağa sola dönmemelidir.

Aksıran kimsenin hamd ettiğini duyan kimse şöyle demelidir :

— Yerhamükellah. (Allah sana merhamet eylesin.)

Bunun karşılğında, aksıran da şöyle demelidir :

— Yehdiykümüllahü ve yuslihu baleküm. (Allah sana hidayet eylesin, kalbini temizlesin.)

Şayet, aksıran kimse, kendisine hidayet dileyenlere :

— Yağfirullahü leküm. (Allah sizi bağışlasın.)

Diyecek olursa, yine caiz olur.

Bir kimse, üç kereden fazla aksırır ise., artık ona, üstte anlatılan rahmet ve hidayet dilenmez. Zira o : Ya yel almıştır; ya da nezle olmuştur.

Bu mânâda, Seleme b. Ekva’ yolu ile gelen rivayette, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır :

— «Aksırana üç kere, üstte anlatıldığı gibi, rahmet ve hidayet dileği yapılır. Daha fazla aksırır ise., artık o, nezle olmuştur.»

ESNEMEK 

Esneyen kimse, ağzını, eli ile veya eteği ile kapamalıdır.

Bu mânâda, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «Biriniz esnediği zaman, ağzım kapasın. Çünkü esneme ile şeytan onun içine girer.»

Ebu Hüreyre’den r.a. gelen rivayete göre, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur :

— «Allah aksırmayı sever; esnemeyi iyi görmez, içinizden biri esneyecek olur İse.. Mümkün olduğu kadar, gücü yeterse, esnemeyi geri çevirsin. Amma mutlaka esneyecek olursa:

— Hah hah..

Diyerek ağzını açarak esnemesin. Böyle bir şey şeytandan gelir ki, esneyenin o haline güler.»

Bir erkek, yaşlı kadın aksırınca, onun aksırmasına, erkeklere olduğu gibi, ona rahmet dileyerek karşılık verir. Ama, genç güzel kadın için böyle bir şey yapması pek yakışık almaz.

Çocuk aksırdığı zaman şöyle demelidir :

— Senin için uğurlu olsun.

Şöyle de diyebilir :

— Allah seni hayırla mükâfatlandırsın..

Şöyle de diyebilir :

— Allah-ü Taâlâ seni hayırlı bir kimse eylesin.

ON HASLET 

İnsanın yaratılış tabiatında bulunan on haslet beyan edilecektir. (Yerine getirilmesi âdet olan işler)

Anlatılan bu on hasletten beş tanesi baştadır. Beş tanesi ise., insanın cesedindedir.

Başta yapılması gereken beş haslet şunlardır :

a) Ağıza su verip temizlemek..

b) Buruna su verip temizlemek..

c) Misvâk kullanmak.. (Tıbbî sakıncası yok ise., macunla diş fırçalamak..)

d) Bıyıklan kısaltmak..

e) Sakal bırakmak..

Bedende bulunan beş haslet ise şunlardır :

a) Etek tıraşı olmak.

b) Koltuk altı kıllarım koparmak..

c) Tırnak kesmek..

d) Su ile taharet olmak..

e) Sünnet olmak..

BIYIĞI KISALTMAK 

Bıyığın kısalmasındaki asıl emir, İbn-i Ömer (r.a.) tarafından rivayet edilen şu Hadîs-î Şeriftir :

— «Bıyığınızı kısaltınız; sakalınızı salınız.»

Burada verilen emir şu mânâyadır : Bıyıklan makasla kesip kısaltmak.. Sakah dahi, salıp uzatmak..

Ancak, bıyıkların ustura ile kesilip kısaltılması; mekruhtur. Bu mânâda, Abdullah b. Ömer r.a. tarafından rivayet edilen Hadis-i Şerif şöyledir :

— «Bıyığını tıraş eden, bizden değildir.»

Böyle bir şey, yüz şeklini değiştirir. Yüz suyunu giderir; güzelliğini alır. Kıl köklerinin kalıp gözükmesinde ise., güzellik vardır; cemal vardır.

Sahabe anlatıldığına göre : Onlar, bıyıklarını makasla kırpar kısaltırlardı.

Sakalın olduğu gibi bırakılmasına :

— İ’fa..

Tabir edilir.. Bu i’fa, uzatıp olduğu gibi bırakmaktır.

— İ’fa..

Tabirinin, Âyet-i Kerimede dahi, çoğalıp uzatma mânâsmda kullanıldığı olmuştur. (1)

Şöyle anlatıldı : 

— Ebu Hüreyre r.a. sakalını avucu ile tutardı. Bir tutamdan artan kısmı makasla kırpardı.

Bu mânâda, Hazret-i Ömer r.a. şöyle demiştir :

— Sakalın bir tutamdan fazlasını kırpınız.

Dipnotlar: (1) A’raf Suresinin 95. âyeti olup, şu mânâyadır : — «Nihayet çoğaldılar.»

Tıraş olmak..

Hac ve ömre dışında; bir de zorunluluk olmadan baştaki saçı (ustura ile) tıraş etmek mekruhtur. Bu durum, İmam-ı Ahmed’den gelen iki rivayetin birine göredir. O da bu rivayetini, Ebu Musa r.a. ve Ubeyd b. Umeyr r.a. yolu ile gelen Resulüllah S.A. efendimizin şu hadis-i şerifine dayandırmaktadır :

— «Saçını (ustura ile) tıraş eden bizden değildir.»

Darekutnî ise, Cabir r.a. yolu gelen bir hadis-i şerifi şöyle anlatmaktadır :

— «Hac ve ömre dışında baştaki saç tıraşı yapılmaz.»

R,esulüllah S.A. efendimiz, haricileri kötülemiş ve onların alâmeti

olarak, başlarındaki saçlarını (ustura ile) kazıtmalarını anlatmıştır.

Hazret-i Ömer r.a. Sabiğ’a şöyle demiştir :

— Saçını (ustura ile) tıraş ettiğini görürsem; üstündeki gözlerinde

bulunan bağına vururum. 

İbn-i Abbas’ın r.a. şöyle dediği rivayet edildi :

— Şehirde saçlarını (ustura ile) kesen kimse, şeytan huyludur. Zira, saçı öyle kesmek; acemlere benzemektir. Halbuki bu mânâda, Resulüllah S.A. efendimizin şu emri vardır :

— «Bir kimse, kendisini bir kavme benzetirse, o onlardan sayılır.» Burada anlatılanlar, daha çok başın ustura ile kasıtılmasıdır. Bu işin mekruh olduğu tesbit edildiğine göre : Saçı makasla kısaltmalıdır. Nitekim, Ahmed b. Hanbel de böyle yapardı. Allah ondan razı olsun.

Bazan, makasla kökünden kısaltırdı; bazan da etrafmı alırdı.

Bir başka rivayette ise, saçın ustura ile kazıtılıp tıraş edilmesi mekruh değildir. Bu mânâyı, Ebu Davud anlatmaktadır ki; Abdullah b. Ömer’in r.a. şu rivayeti onun dayandığı noktadır :

— Resulüllah S.A. efendimiz, Bilâl’i, Cafer’in çocuklarını çağırması için yolladı. Onlar geldikten sonra, kendilerine şöyle buyurdu :

— «Bu günden sonra, kardeşime ağlamayınız.»

Daha sonra, Resulüllah S.A. efendimiz, şöyle buyurdu :

— «Kardeşimin çocuklarını bana çağırın.»

Bizi de getirtti. Tüylü kuş yavruları gibi idik.

Daha sonra şöyle buyurdu :

— «Bana berberi çağırın.»

Berber geldikten sonra, emir verdi; ustura ile başımızı kazıttı. Şöyle anlatıldı :

— Resulüllah S.A. efendimiz, son günlerinde saçını berbere kazıttı. Ki o zaman saçları omuzlarına kadar geliyordu.

Hazret-i Ali r.a. Resulüllah S.A. efendimizin saçı için şöyle anlattı :

— «Resulüllah’ın S.A. saçları kulak memelerine kadar iniyordu.» Hülâsa : insanlar, asr-ı saadetten sonra, zaman zaman saçlarmı ustura ile kazıtırlardı. Ama, bunların yaptığını kötüleyen pek kimse de çıkmadı. Zira, saç uzatıp bakımını yapmak zorlu iştir. Bu zorluktan dolayı, saçtan geçildi. Tıpkı : Baş edilemeyeceği için, kedi ve yer böcekleri artığından geçildiği gibi..

Tırnak kesmek..

Cuma günleri tırnak kesmek müstahaptir.

Tırnaklarını keserken, parmaklarda sırayı takib etmemeli; rasgele kesmelidir. Bu da müstahaptir. Resulüllah S.A. efendimizin bu hususta buyurduğu hadis-i şerif şöyledir :

—i «Bîr kimse, değişik sırası ile tırnaklarını keser ise., göz ağrısı görmez.»

Babasından naklen, Ümid b. Abdirrahman dahi, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı :

— «Bir kimse, cuma günü tırnağını keser ise., ondan hastalık çıkar; İçine şifa girer.»

Tırnak kesme işindeki, fazilet, daha ziyade perşembe günü ikindiden sonra kesilmesi üzerinedir.

— «Değişik sırası ile..»

Cümlesindeki mânâ ise, şu demeğe gelir :

— Önce sağ elinden başlar ve şu sıraya göre keser : Küçük parmak, orta parmak, başparmak, küçük parmak ile orta parmak arasında kalan parmak, işaret parmağı..

Sol elin tırnakları ise şöyle kesilir : Başparmak, orta parmak, küçük parmak, işaret parmağı, orta parmakla küçük parmak arasındaki parmak..

Abdullah b. Batta, arkadaşlarımızdan böyle anlattılar. Allah onlara rahmet eylesin.

Veki’in rivayet ettiğine göre, Hazret-i Âişe’ye Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur :

— «Ya Âişe, tırnaklarını keseceği zaman şöyle başla : Orta parmak, küçük parmak, baş parmak, küçük parmakla orta parmak arasındaki parmak, işaret parmağı, böyle etmek zenginlik getirir.»

Tırnakların bıçakla veya makasla kesilmesi müstahaptir. Dişle koparılması mekruhtur.

Tırnaklar kesildikten sonra, parmak uçlarını yıkamak müstahaptir. Kesilen tırnaklar da toprağa gömülmelidir.

Keza, baştan ve bedenden alınan tüyler de toprağa gömülmelidir.

Damardan ve baştan alman kanlar dahi, toprağa gömülmelidir ki, bunları yapmak, müstahaptir.

TIRAŞ VE TIRNAK KESMEK 
 Etek tıraşı olmak, koltuk altı kıllarını almak, tırnak kesmek..

Bu işin nasıl yapılacağı hakkında gelen bir rivayet, Enes b. Malik tarafından şöyle anlatılmaktadır :

— Resulüllah S.A. efendimiz, bize bir vakit tayin etmişti. Biz bu vakitleri geçirmezdik. Şöyle ki : Kırk günde bir defa bıyık kısaltması, tırnak kesmesi, koltuk altı tüylerini almayı, etek tıraşı yapardık.

Arkadaşlarımızdan bazıları şöyle anlattı :

— Üstteki kırk günlük rivayet, yolculuk halinde olan kimseler içindir. Kendi evinde ve memleketinde oturan bir kimse için; bu işlerin yapılmasını yirmi günden fazla uzatmamalıdır. Yirmi günden fazla uzatmak yerinde olmaz.

İmam-ı Ahmed’den, üstte anlatılan Hadis-i Şerif üzerine değişik görüşleri ileri sürülmüştür. Yani : Sahih olup olmadığı mânâsında.. Gelen bir rivayete göre : Bu Hadis-i Şerifin sağlamlığını kabul etmemiştir. Bundan başka, orada tayin edilen vakti, bir delil olarak aldığı dahi olmuştur. Yani : Kırk günü geçirmemeyi..

Bu durumda, etek tıraşı olmak, müstahaptir. Bunu yapmak, hamam otu ile olacağı gibi; ustura ile de olabilir. Bu işi yapacak kimse, her iki halde de serbesttir.

İmam-ı Ahmed’den anlatıldığına göre : Kendisi hamam otu ile etek temizliğini yaparmış.

Mansur b. Habib Sabit r.a. şöyle anlattı :

— Hazret-i Ebu Bekir, Resulüllah S.A. efendimizi tıraş etti.

Sonra, Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz, kendi etek temizliğini eli ile hamam otu yapıp temizledi.

Enes’ten r.a. gelen değişik bir rivayete göre : Resulüllah S.A. efendimiz, etek tıraşını ustura ile olmuştur; hamam otu hiç kullanmamıştır. Tüyler uzadığı zaman, ustura ile tıraş etmiştir.

Üstteki rivayetten anlaşıldığına göre :

Bir kimse, edep yerleri (etek tıraşı) hariç; diğer kısımların tüylerini kendisi iyi alamıyorsa, bir başkasına aldırır. Ancak, etek tıraşını bizzat kendi eli ile yapmalıdır.

Yani : Oyluk ve bacak tıraşını başkasına yaptırabilir.

Üstteki mânânın aslı, Ümmü Seleme’den r.a. gelen bir rivayettir ki, şöyle diyor :

— Etek kısmına gelince, Resulüllah S.A. efendimiz o kısmın temizliğini kendi eli ile yapardı. Hamam otu kullanırdı.

Bazı lafızlarda ise :

— Kasık kısmına sıra geldiği zaman, artık sonrasını kendi eli ile yapardı,

Yani : Hamam otu ile, o kısımları temizlerdi.

İmam-ı Ahmed b. Hanbel bu yolu tutmuştur.

Ebülabbas Neseî şöyle demiştir :

— Ebu Abdillah bize kendisi için hamam otu yaptırırdı. Ancak, kasıklarına gelince, orasını kendisi yapardı.

Üstteki mânâ sabit olunca; Kasık, baldır, bacak tüylerini hamam otu ile almak caiz olur. Amma ustura ile de caiz olur. Zira, tüy alan şeylerin en keskinleri arasında ustura da vardır. Tıpkı : Hamam otu gibi..

Üstte yapılan kıyası, Enes b. Malik tarafından yapılan rivayet de teyid etmektedir. Ki o, şöyle demiştir :

— Resulüllah S.A. efendimiz, hiç hamam otu kullanmadı; tüyler uzadığı zaman tıraş ederdi.

Burada şöyle bir şey denemez :

— Ustura ile kazımak ve hamam otu kullanmak, yalnız kasık kılları içindir.

Ümmü Seleme’nin rivayetinden böyle bir şey anlaşılmasın. Zira o şöyle demişti:

— Resulüllah S.A. efendimizdeki tüylerin alınması, etek (kasık) kısmına gelince, bunu kendisi yapardı.

Bundan anlaşılıyor ki : Kasık kısmındaki tüyler hariç; diğer yerlerin tüylerini başkasına aldırırdı. Bunun dışında kalan yerler ise., bacak kısımlarındaki tüyler olabilir.

Baldır bacak kıllarının alınmasında yasak emri de vardır. Ancak, bunun yorumu şudur : Kötü mânâda istekli erkeklere karşı kendisini güzel göstermek, kadınlara benzeyip kadın tabiatlı olmak istenirse.. Bu durumda, baldır bacak tüylerini almak yerinde olmaz.

Doğruyu en iyi bilen Allah’tır.

SAÇ BAKIMI 
Saçın bir kısmını uzatıp bir kısmını bırakmanın yakışık almayacağı üzerinedir.

Baştaki saçın, bir kısmını kazıtıp bir kısmını bırakmak mekruhtur. Gelen bir rivayete göre : Resulüllah S.A. efendimiz böyle bir şeyi yasak etmiştir.

Sırf enseyi kazıtmak da mekruhtur. Ancak, kan aldırma işinde olabilir.

Resulüllah S.A. efendimiz, ense tarafı kazıtmayı Mecusî âdetlerinden saymıştır.

İmam-ı Ahmed, kan aldırma (hacamet)' zamamnda, ensesini kazıtırdı. Zira, bu gibi durumlarda zaruret vardır.

Baş üstünde saç toplamak, ayrıca sağa ve sola ayırmak sünnettir.

Rivayet edildiğine göre : Resulüllah S.A. efendimiz, saçlarını sağa sola ayırırdı; ashabına da böyle etmeleri için emir verirdi.

Üstteki rivayeti, otuza yakın sahabe yapmıştır ki; bunlar arasında : Ebu Ubeyde, Ammar ve Ibn-i Mes’ud dahi vardır. Allah onlardan razı olsun.

Ağaran saçları koparmak..

Ağaran saçları koparmak mekruhtur. Bu mânâdaki rivayeti; Amr b. Şuayb, babası ve dedesi yolu ile şöyle anlatıyor :

— Resulüllah S.A. efendimiz, ağaran saçın koparılmasını bize yasak etti ve şöyle buyurdu :

— «Bu, İslâm’ın nurudur.»

Bir başka rivayette, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır :

— «Ağaran tüyleri koparmayınız. Hangi Müslüman İslâm dininde bir saç ağartırsa., bu ağaran saç, kıyamet günü kendisine nur olacaktır.»

Yahya'nın rivayetinde ise, Resulüllah S.A. efendimiz, ağaran saç için şöyle buyurmuştur :

— «Allah-ü Taâlâ, ağaran her tüy için bir iyilik yazar; sahibinden bir hatayı da siler.»

Müfessirlerden bazıları :

— «...Size çekindiren gelmişti..» (35/37)

Meâline gelen âyet-i kerimedeki :

— «Çekindiren..» (35/37)

Lafzı, ağaran saçtır.. Yani : İhtiyarlık.. Mânâ böyle olunca, ölümden çekindiren ve onu hatırlatan nasıl koparılır?.

Kaldı ki, ağaran saç : Şehvet duygularını, kötü lezzetleri, insanın gönlünden alır. Bütün bu kötülüklerden korur.

Bunları yaptıktan başka : Âhiret için derlenip toparlanmaya ve ebedî âlemi imar etmeye teşvik eder.

Ağaran saçını koparan kimse, anlatılanların dışında şu şu işleri de yapar : 

Kadere karsı koyar; Allah-ü Taâlâ’nın yaptığını kötü görür; Allah-ü Taâlâ’nın hükmüne razı değildir.

Sonra., gençliği, tazeliği, dünyada baki kalmayı; yaşlanıp olgunlaşmaya tercih eder.

Yine o ak saçını koparan : Vekarı, kendisine saygı duyulmasını, İslâm kılığına girmeyi arzu etmez..

Bütün bunlardan başka, İbrahim Aleyhisselâmın şekline girmeyi de istemez. Bazı kitaplarda şöyle anlatılmıştır :

— İslâm dininde ilk saç ağartan, İbrahim A.S. peygamberdir.

Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğu da rivayet edilmiştir :

— «Allah, saçı ağarmışa azab etmekten haya eder.»

 Saçı siyaha boyamak..

Bu mânâda gelen rivayeti, Hazret-i Hasan r.a. anlatmıştır. Demiştir ki:

— Resulüllah S.A. efendimiz, ağaran beyaz saçlarını siyaha boyayan bir cemaat hakkında şöyle buyurdu :

— «Allah, kıyamet günü onların yüzlerini karartacaktır.»

îbn-i Abbas r.a. yolu ile gelen rivayette ise, Resulüllah S.A. efendimiz onlar hakkında şöyle buyurmuştur :

— «Onlar, cennetin kokusunu alamayacaklardır.»

Siyaha boyama üzerine, gelen rivayetler de vardır. Ki bu mânâda, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur :

— «Saçınızı siyaha boyayınız. Böyle etmeniz, kadını alıştırır; düşmanı aldatır.»

Bu hadis-i şerif, savaş dolayısı ile harp hilesi için söylenmiş olduğu mânâsına yorulabilir. Yani : Savaş erleri içindir.

Kadının anlatılması ise., söz sırasında gelmiştir; yoksa niyete doğrudan doğruya kadın alınmamıştır.

SAÇI KINA İLE BOYAMAK  
Saçı siyaha boyamak mekruh olduğuna göre, en iyisi kına ile boyamaktır. Müstahap olan da, kınaya kütüm tohumu karıştırıp boyamaktır.

İmam-ı Ahmed b. Hanbel, otuz üç yaşında iken, saçını kına ile boyamıştır. Allah rahmet eylesin. Bunun için amcası :

— Acele ettin!..

Deyince, İmam-ı Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir :

— Bu, Resulüllah S.A. efendimizin sünnetidir.

Ebu Zer’in r.a. şöyle dediği rivayet edilmiştir :

— Ağaran saçın değiştirilmesinde en iyisi, kütüm tohumu ile kına

karıştırıp boyamaktır. 

Resulüllah S.A. efendimizin saçma, kına yakmasına gelince., bunun için değişik görüşler ileri sürülmüştür.

Enes’ten gelen bir rivayet şöyledir :

- Resulüllah S.A. efendimizin ağaran saçı pek azdı. Ancak, Ebu Bekir ve Ömer Resulüllah S.A. efendimizden sonra, saçlarım kma ve kütümle boyadılar.

Anlatıldığına göre : Ümmü Seleme r.a. Resulüllah S.A. efendimizin kına ile boyalı saçını çıkarıp ashaba göstermiştir.

Bu rivayet isbat eder ki : Resulüllah S.A. efendimiz, saçım kına ile boyamıştır.

SARI OT (VERES) ve ZAFİRAN İLE SAÇ BOYAMAK 

Bu yolda, İmam-ı Ahmed’den gelen açık rivayete göre, bunlarla saç boyamak caizdir. Allah rahmet eylesin.

Bu mânâda, Ebu Malik Eş’arî şöyle dedi :

— Resulüllah S.A. efendimiz için yaptığımız kına veres ve zafiran idi..

Üstte anlatılan mânâya göre, saçı kma ile boyamak nasıl sünnet ise., sakalı da aynı şekilde kına ile boyamak sünnettir. Bu mânâda, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «Ağaran saçlarınızı beyazlatınız; Yahudîlere benzemeyiniz.»

Ebu Zer r.a. tarafından gelen bir hadis-i şerifte ise, Resulüllah S.A.

efendimiz şöyle buyurmuştur :

— «Ağaran saçların değiştirilmesi için kullanılan en hayırlı şey kına ve kütümdür.»

Burada, ağaran baş tüyleri ile sakal tüyleri ayırd edilmeden anlatılmıştır.

Şöyle anlatıldı :

— Mekke’nin alındığı gün, Hazret-i Ebu Bekir, Babası Ebu Kahafe’yi alıp Resulüllah S.A. efendimizin huzuruna getirdi. Resulüllah S.A. efendimiz onun geldiğini görünce, şöyle buyurdu :

— «Şayet bu yaşlı ihtiyar evinde kalsaydı; Ebu Bekir’in hatırı için onun yanına giderdik.»

Ebu Kahafe İslâm dinini kabul etti. O halinde saçı ve sakalı akçiçek gibi bembeyazdı.

Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz ona şu emri verdi :

— «Saçının ve sakalının rengini değiştiriniz; ama siyahtan da kaçınınız.»

— Akçiçek..

Bu hadis-i şerif de kesin olarak anlatıyor ki : Sakalın hükmü de saç hükmü gibidir. Keza, siyaha boyanması da yasak edilmiştir.

Yukarıda :

— Akçiçek..

Diye anlatılan kelimenin Arapça aslına :

— S e ğ a m e ..

Derler. Ebu Ubeyde bunu şöyle anlattı :

— Seğame öyle bir bitkidir ki; çiçeği de verdiği meyvesi de pek beyazdır. Ağaran saç beyazına benzer..

İbn-i Arabî ise., o bitkiyi şöyle anlatıyor :

— Bembeyaz bir bitkidir. Kar gibidir.

BIYIĞI KISALTMAK 

Bıyığın kısalmasındaki asıl emir, İbn-i Ömer (r.a.) tarafından rivayet edilen şu Hadîs-î Şeriftir :

— «Bıyığınızı kısaltınız; sakalınızı salınız.»

Burada verilen emir şu mânâyadır : Bıyıklan makasla kesip kısaltmak.. Sakah dahi, salıp uzatmak..

Ancak, bıyıkların ustura ile kesilip kısaltılması; mekruhtur. Bu mânâda, Abdullah b. Ömer r.a. tarafından rivayet edilen Hadis-i Şerif şöyledir :

— «Bıyığını tıraş eden, bizden değildir.»

Böyle bir şey, yüz şeklini değiştirir. Yüzsuyunu giderir; güzelliğini alır. Kıl köklerinin kalıp gözükmesinde ise., güzelük vardır; cemal vardır.

Sahabe anlatıldığına göre : Onlar, bıyıklarını makasla kırpar kısaltırlardı.

Sakalın olduğu gibi bırakılmasına :

— İ’fa..

Tabir edilir.. Bu i’fa, uzatıp olduğu gibi bırakmaktır.

— İ’fa..

Tabirinin, Âyet-i Kerimede dahi, çoğalıp uzatma mânâsmda kullanıldığı olmuştur. (1)

Şöyle anlatıldı : 

— Ebu Hüreyre r.a. sakalını avucu ile tutardı. Bir tutamdan artan kısmı makasla kırpardı.

Bu mânâda, Hazret-i Ömer r.a. şöyle demiştir :

— Sakalın bir tutamdan fazlasını kırpınız.

YÜZDEN CIMBIZLA TÜY ALMAK 

Yüzden cımbızla tüy almak; hem kadınlar için, hem de erkekler için mekruhtur. Bu mânâyı, Ebu Ubeyde anlattı.

Kadının, cam parçası, ustura ile alnından ve yüzünden çıkan tüyleri alması Resulüllah’ın emri ile yasaktır.

Bazıları, bu mânâda şöyle dedi:

— Kadın, yalnız erkeği için, kendisini süsleyebilir ki; yüzünün tüylerine dair kocasının isteğini yerine getirir. Şayet şu korkular varsa : Kadınından tiksinebilir; o yüzden başkası ile evlenebilir; işin sonu daha başka kötülüğe ve zararlara varabilir.

Anlatılan sebeplerden ötürü; kadın, yüzündeki tüyleri kocasının arzusuna uyarak alabilir. Bu, onun için caizdir. Tıpkı : Renkli elbise giymek, güzel kokular sürünmek, kocasını kendisine çekmek, onunla oynaşmak gibi..

Bütün bunlar kadın için caizdir.

Durum üstte anlatıldığı gibi olunca : Resulüllah S.A. efendimizin, yüzünden tüy alan kadınlara lânet okuması, kötülük kasdı ile kocasından başkaları için süslenenlere göredir, öyle ederler ki: Yabancı erkekleri kendilerine çeksinler ve onlarla zina etsinler..

En doğrusunu Allah bilir.

Sürme çekmek..

Müstahap olan, sürmelenmeyi tekli bitirmektir. Bunu da, Enes’in r.a. yaptığı bir rivayetten alıyoruz :

— «Resulüllah S.A. efendimiz, sürmelenme işini tekli yapardı.»

Bu tekli sürme çekme işinde, din âlimleri değişik görüş ileri sürdüler. Enes b. Malik r.a. şöyle anlatmıştır :

— Resulüllah S.A. efendimiz sağ gözüne üç kere, sol gözüne de iki kere sürme çekerdi.

İbn-i Abbas r.a. yolu ile gelen rivayette, Resulüllah S.A. efendimizin; her iki gözüne de üçer kere sürme çektiği anlatılmıştır.

Kokulu yağ sürünmek..

Yağ sürünmeyi, aralıklı yapmalıdır. Yani : Bir gün sürünmeli; bir gün 8ürünmemelidir. Bu mânâda, Ebu Hüreyre’nin rivayeti şöyledir :

— Resulüllah S.A. efendimiz, erkeğin her zaman süslenmesini yasak etti. Ancak gün aşırı yapmasını emretti.

Koku sürünme işinde, en faziletlisi ise., menekşe yağıdır. Ebu Hüreyre r.a. Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı :

— «Kokulu yağlar arasında, menekşe yağının üstünlüğü; diğer insanlar üzerine benim üstünlüğüm gibidir.»

Kâkül bırakmak.

Resulüllah S.A. efendimiz, erkekler için, kâkül bırakmayı yasak etmiştir. Ki bu alevî âdetleri arasında sayılır.

Ancak, böyle bir şey kadınlara mekruh değildir. Onlar, kâkül bırakabilirler.

Bu mânâ, Ebu Bekir Celâd’dan gelmektedir ki; arkadaşlarımızın rivayetine dayanarak, Hazret-i Ali’nin r.a. erkeklere öyle bir şeyi iyi görmediğini anlatmıştır.

Velid b. Müslim şöyle anlattı :

— Ben, insanlara (sahabeye) kavuştum; onlar arasında bu şekilde saç bırakan kimse yoktu.

Mekruh olan (sevimsiz) bazı huylar..

Namazda iken : Islık çalmak, bir şeyle oynamak, (el çırpmak), parmak çıtlatmak mekruhtur.

Zikir meclisi semağında : Vecde gelenler için elbise yırtmak mekruhtur. Bu hususta, onunla sataşmaya da girmemelidir.

Yol üzerinde yemek yemek (her ne olursa olsun) mekruhtur.

Arkadaşlar arasında ayak uzatmak mekruhtur.

Oturma durumundan çıkacak şekilde bir yere yaslanmak mekruhtur. Zira, böyle bir hareket, büyüklenme alâmetidir; yanında bulunan kimseleri küçük görmektir. Meğerki, bir özür sebebi ile ola..

Uzun elbise giymek mekruhtur.

Sakız çiğnemek mekruhtur. Zira, sakız çiğnemek düşüklüğü gösterir.

Ağzının her yanını açarak kahkaha ile gülmek mekruhtur.

Yeri gelmeden, yüksek sesle bağırmak veya konulmak mekruhtur.

Yürümeler mutedil olmalıdır. Ne yorulup zahmet çekecek kadar sür’atli yürümeli; ne de kibirli hissini verdirecek kadar ağır gitmelidir.

Biri için ağlıyorsa, onun övgüsünü yaparak yüksek sesle ağlamak mekruhtur.

Yüksek sesle ağlamak, meğerki Allah korkusundan ve geçmişte boşa giderdiği zamanlarından duyduğu pişmanlık için ola.. Yahut beklediği dereceye ulaşmadığına hasret çekip ağlaya..

Herkesin yanında kir çıkarmak da mekruhtur. Amma her ne çeşidi olursa olsun..

Kirli ve pis yerler sayılan tuvalet, hamam gibi yerlerde konuşmak mekruhtur. Bu gibi yerlerde, ne selâm verilir; ne selâm alınır.

Herkesin yanında başını açmak mekruhtur. Yahut, haram olmayan kısımlardan her hangi bir yerini.. Zira, avret mahalli sayılan yerleri açmak haramdır. (Avret mahalli : Erkeklerde, göbek altından diz kapak altına kadardır. Kadınlarda, el yüz hariç, baştan tırnağa her yer..)

Allah’ın zatından başka her ne şey için olursa olsun; yemin etmemelidir. Meselâ : Anasının başına, babasının başına.. Eğer bir yemin edecek olursa, Allah adına yemin etsin; yoksa sussun. Resulüllah S.A. efendimizden gelen emirler bu yoldadır.

Eve giriş..

b) Helâl kazanç..

c) Yalnızlık..

Kendi evine girecek olan kimse; dışarıda iken, geldiğini belirtir şekilde hafif hafif öksürür gibi yapmadan içeri girmemelidir.

Bu şekilde de selâm vermelidir :

— Esselâmü aleyna min Rabbına.. (Rabbımızdan bize Belâm..)

Bazı haberlerde şöyle, gelmiştir :

— Mü’min, evinden çıktıktan sonra, Allah-ü Taâlâ onun kapısına iki melek bırakır. Bu melekler, onun malını ve çoluk çocuğunu korurlar.

İblis dahi; oraya yetmiş azgın şeytan koyar.

Mümin kul, evine geldiği zaman, o iki melek şöyle der :

— Allahım, onu başarılı kıl.

Amma, helâl ve temiz bir kârla gelmiş ise..

Hafif hafif öksürdüğü zaman da, melekler yakınlaşır; şeytanlar da gizlenirler..

Sonra :

— Esselâmü aleyna min rabbına.. (Rabbımızdan bize selâm..)

Şeklinde selâm verdiği zaman, melekler o kimseye yaklaşırken, şeytanlar da gizlenirler. Meleklerin biri o kimsenin sağma, diğeri de onun soluna geçer.

Kapı açıldığı zaman o kimse :

—Bismillah.. (Allah’ın adı ile..)

Der ise., melekler de onunla birlikte içeri girerler. Artık evinde her şey onun için güzel olur; Melekler, onun gecesini ve gündüzünü güzel ederler.

O mümin kimse, oturduğu zaman, melekler onun başucunda ayakta dururlar.

Bir şey yiyecek olur ise., hoşça yer.. Bir şey içecek olursa, tatlı içer. Günü ve gecesi böylece hoşça geçip gider. Kendisi de gönlü hoş olarak kalır..

Şayet anlatıldığı gibi yapmaz ise., melekler, onun yanından giderler. Onunla birlikte şeytanlar girerler.

Evinde her ne var ise., onun gözüne kötü gösterirler. Çoluğundan ve çocuğundan, hoşlanmayacağı sözler duyururlar. Hatta, çoluk çocuğu ile arasında, dinini dahi bozucu hadiseler geçer.

O kimse, şayet bekâr ise., kendisini uyku ve tenbellik basar. Uyursa, cife gibi uyur.

Oturduğu zaman, birtakım düşüncelere dalar ki : Hiç birinin kendisine faydası yoktur. Hepsi de habis nefsinin arzusu olup bir işe yaramaz.

O şeytanlar, kendisine yemesini, İçmesini zehir ederler.

TEK AYAKKABI İLE YÜRÜMEK 

Tek ayakkabı ile yürümemelidir. Meğer ki, diğerini yarar hale getirmek için az yürüne.. Meselâ : Bağcığı veya kayışı kopan ayakkabısını tamire götürmek gibi..

Bir kimseye, berat, nişan, ferman (diploma) vermesi gerektiği zaman, bunu da sağ elle vermelidir.

Kendisinden üstün dereceli biri ile yürüdüğü zaman; onun sağında yürümeli; nisbeten onu önde görmelidir. Onu, namazda iken imamı gibi bilmelidir.

Şayet birlikte yürüdüğü kimse, kendisinden alt derecede biri ise., onu sağına alır; kendisi de onun solunda yürür.

Denilmiştir ki :

— Genellikle, sol tarafı, tükürük ve diğer kirli işler için boş bırakıp daima sağa doğru yürümek müstahaptir.

YEMEK İÇMEK İŞİNDE HÜLASA 

Yemek içmek işlerinde özet olarak edepleri için :

— On iki..

Diyebiliriz.. Bunların dördü farz, dördü sünnet, dördü de edeptir.. Bunları sırası ile şöyle açabiliriz :

a) Farzlar: Yenen şeyin nereden geldiğini bilmek, başında besmele okumak, olana razı olmak, nimete şükür etmek..

b) Sünnetler: Yemekte sol ayak üzerine oturmak, üç parmakla yemek, parmakları yalamak, önünden yemek..

c) Edepler: Lokmayı küçük küçük alıp iyice çiğnemek, sofradakilerin yüzüne pek bakmamak, sofraya ekmek serip üzerine yenecekleri koymamak, bir yere dayanarak mide üstü yatıp yememek.

Yemeğe ve içmeye dair edepler..

Yemek yiyen için müstahaptir ki : Yemeğe başlarken; Allah’ın adını anıp :

— Bismillah.. (Allah’ın adı ile başlarım..)

Diye... Yemeğini bitirdikten sonra da; Allah’a hamd için :

— El - hamdü lillah.. (Allah’a hamd olsun..)

Diye..

Keza, bir şey içerken de böyle etmelidir. Zira, böyle etmesi, yediğini daha uğurlu ve bereketli kılar. Şeytanı, kendisinden uzaklaştırır. Bu mânâda, ashaptan gelen rivayet vardır. Bir gün, Resulüllah S.A. efendimize şöyle sormuşlar :

— Ya Resulellah, biz yiyoruz; fakat doymuyoruz!?..

Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz onlara şöyle buyurmuştur :

— «Galiba siz, yemekelerinizi dağınık yiyorsunuz.»

Sahabe :

— Evet, öyle ya Resulellah..

Deyince, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur :

— «Yemeğinizin başında toplanınız. Sonra, Allah-ü Taâlâ’nın adını anınız.

Böyle ettiğiniz takdirde, yediğiniz yemek, sizin için uğurlu ve bereketli olur.»

Cabir b. Abdullah tarafından gelen bir rivayette, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğu anlatıldı :

— «Bir erkek, evine girdiği zaman, girerken Allah’ın adım anar ve keza yemek yerken de aynı şekilde yapar :

— Bismillah.. (Allah’ın adı ile..)

Der ise., şeytan çocuklarına şöyle der :

— Burada, sizin için ne yiyecek bir şey kaldı; ne de yatacak yer..

Şayet o kimse, içeri girdiği zaman, besmele çekmez ise., şeytan şöyle

der:

— Yatacak yer buldunuz.

Yemeğe başladığı zaman da, Allah’ın adım anıp besmele çekmez ise., o zaman şeytan çocuklarına şöyle der :

— Hem yiyeceğe kavuştunuz; hem de yatacak yer buldunuz.»

Cabir r.a. bu hadis-i şerifi, Resulüllah S.A. efendimizden dinlediğini

anlatmıştır.

Huzeyfe r.a. bir rivayette, şöyle anlatmıştır :

— Bir yemekte, Resulüllah S.A. efendimizle beraber idik. Hiç birimiz, yemeğe elini uzatmadı; Resulüllah S.A. efendimizin başlamasını bekliyorduk.

Yemek de hazırdı..

Aniden, itişe kakışa bir Arap köylüsü geldi. Hemen gitti; elini yemeğe uzattı. Ama, Resulüllah S.A. efendimiz, onun elini tuttu.

Aynı şekilde bir de kadın geldi. O da, hemen yemeğe doğru kendini itti: gidip yemeğe elini uzattı. Ancak, Resulüllah S.A. efendimiz, onun da elini tuttu; sonra şöyle buyurdu :

— «Şeytan, Allah adı anılmayan yemeğe girer. O, bu Arap köylüsü ile geldi; onun elini tuttum. Daha sonra, bu kadınla geldi; onun da elinden tuttum.

Nefsimi kudreti ile tutan hakkı için; şeytanın eli, bunların eli ile elimdedir.»

Bir kimse, şayet, yemeğin başında :

— Bismillah.. (Allah’ın adı ile..)

Demeyi unutur ise., yemeğin neresinde akima gelirse :

— Bismillahi evvelehu ve âhirehu.. (Evveline ve ahirine bismillah..)

Demelidir. Hazret-i Âişe r.a. Resulüllah S.A. efendimizden böyle anlatmıştır.

Yemeğe başlarken, biraz tuzdan tatmalı; yemeğin sonunda ise., yine tuz tadıp bitirmelidir. Bu, müstahaptir.

Yemek lokmasını sağ eli ile yemeli; mümkün olduğu kadar da lokmaları küçük almalıdır.

Yenen yemek güzel çiğnenmeli ve yutmayı da uzatmalıdır.

Yediği yemek tek çeşit ise., önünden yemelidir. Şayet yemekler çeşitli ise., elini yemek kabında gezdirmesinde bir mahzur yoktur.

Meyve ve sebze gibi şeylerde dahi, hüküm aynıdır. Yani : Tek çeşit ise., önünden yemeli; değil ise., elini başka yana da uzatabilir.

Yemeğin üstünden ve ortasından yememeli; yemeğin kenarından yemelidir.

Şayet yemekte tek başına ise., üç parmağı ile yemeli, sonra o parmaklarını yalamalıdır.

Yenilen ve içilen şeyin içine üflememeli ve su kabını içinde nefes almamalıdır.

Su içerken, nefesi kesilecek olursa, su kabını kendisinden uzak tutmalı; sonra yine kendisine getirmelidir. Yani ; Nefeslendikten sonra..

Bir şey yerken ve içerken, bir yere dayanmamalıdır.

Ayakta yemek ve içmek caizdir. Bazıları da, bunun mekruh olduğunu söylemişlerdir. Ancak, oturup yemek daha iyidir.

Meclisinde bulunanlara su dağıtacağı zaman, sağdan vermeye başJamalıdır.

Altın ve gümüş kaplarda bir şey yiyip içmek caiz değildir. Altın ve gümüş kaplı şeylerle de yememeli ve içmemelidir; şayet kaplama kısımları fazla ise., ondakileri alıp ekmek üzerine koymalı; yahut başka bir kaba boşaltmalıdır. Yani : Altın ve gümüş cinsinden başka bir kaba.. Sonra yer..

Altın ve gümüş kabla yemek getirilmesini kabul etmemek de orada bulunanlara vaciptir.

Altın ve gümüşten yapılan buhardanlıkların hükmü de aynıdır. Keza gülsuyu kaplarının hükmü de böyledir.

Bunların kullanıldığı mecliste oturmak haram olur. Onların bu yaptıklarını da kabul etmediğini, doğru olmadığını da söylemelidir. Aksi halde o meclisten kalkıp gitmelidir.

Onların bu altm gümüş kaplarda yaptıkları işin iyi olmadığını anlatırken yumuşak davranmalıdır. Meselâ şöyle demelidir :

— Sevincinizin tamam olması, şeriatın mübah ve helâl saydığı şeylerle bezenmenize bağlıdır; şeriatın haram ve sakıncalı saydığı şeylere değil.. İnsanı maviyete çekecek şeylerde hayır yoktur; lezzet de yoktur. Allah sizleri rahmetine erdirsin; Resulüllah S.A. efendimizin şu hadis-i şerifini hatırlayın :

— «Bir kimse, altın ve gümüş kapla veya bunların karşımı bir kapla bir şey içerse., içinde cehennem ateşi parlamaya başlar.»

Bir lokmayı ağzına koyduktan sonra, dışarı çıkarmamalıdır. Meğer ki, zor durumda kala.. Meselâ : İçine sinmeyebilir; sıcaklığından ağzı yanar.

Yemek üzerinde aksıracağı zaman ağzını kapamalıdır; hatta yüzünü örtmelidir. Yemek içine bir şey sıçramaması için çok ihtiyatlı olmalıdır.

Yemek yerken, baş ucunda duran biri var ise., onun oturmasına müsaade etmelidir. Şayet oturmak istemezse, yahut hizmetçisi olur da, kendisine su vermek için ayakta duruyor ise., yemeğin en güzel yerinden ona bir lokma verir.

Kapta kalan yemeği sıyırmak ve tabakta veya sofrada kalan yemek artıklarını toplamak müstahaptir.

Müstahap olur ki : Yemek sırasında şayet sıkıntılı durumları var ise., uygun gelen şekilde yemekteki kardeşlere güzel sözler söyleye ve onlara tatlı hikâyeler anlata..

Yerinde olur ki : Dünyalık adamları ile yemek yerken edepli davranana; fakirlerle yemek yerken de, onları kendisine tercih ede.. Dostlarla da rahat ve açık gönüllü yiye.. Ulema ile yemek yerken de, onlara uya; kendilerinden bir şeyler öğrenmeye baka..

Âmâ ile yemek yediği zaman, ona, yemeklerin yerlerini tarif etmelidir. Sonra görmez; iyi yemeği kaçırır.

SU İÇMEK 

Suyu emerek (sorarak) içmeli; lak lak yutmamalıdır. İçilecek suyu, kesik aralıklarla üç kerede bitirmelidir. Her keresinde, durup nefes almalıdır. Ancak, daha önce de anlatıldığı gibi, kab içinde nefes almamalıdır.

Su içerken, başında :

— Bismillah.. (Allah’ın adı ile..)

Demeli; sonunda ise :

— Elhamdü lillah.. (Allah'a hamd olsun..)

Demelidir.

Düğün yemeği..

Düğün yemeği vermek müstahaptir. Bunda sünnet olan da, bir koyundan az yemek verilmemesidir.

Her ne şeyle yemek verilir ise., caizdir.

Düğün yemeğine birinci gün gitmek gereklidir. Yani : Vacib..

Düğün yemeğine ikinci gün gitmek, müstahaptir.

Düğün yemeğine üçüncü gün gitmek mübahtır; ancak bu, düşüklük sayılır..

Düğün yemeği verilmesinin aslı şu hadis-i şerifte anlatılmıştır :

— «Düğün yemeği veriniz; isterse bir koyunla olsun..»

Bir başka hadis-i şerifinde ise, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «Düğünün birinci günü yemek vermek, haktır. İkinci günü âdettir. Bundan sonrası denaettir.»

İbn-i .Ömer’in rivayeti ile gelen bir hadis-i şerifinde, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «Sizden biri, düğün yemeğine davet edilir ise., oraya gitsin. Oruçlu değil ise., yesin; şayet oruçlu ise, bırakır döner..»

ZİYAFETLER 

Düğünden başka davetlere gitmek, mekruhtur. Bilhassa, Resulüllah

S.A. efendimizin vasfım ettiği cinsten bir ziyafet olursa.. Şöyle buyurmuştur :

— «...Muhtaçlar çağırılmaz; zenginler çağırılır.»

Genellikle ilim, fazilet ehli olan kimseler yemeğe gitmekte acele etmemelidir. Bu işte, biraz ağırdan almalıdır. Zira, yemek davetine acele ile gitmekte düşüklük, hırs vardır.. Bilhassa, semtinin hâkimi durumunda ise., çok dikkatli olmalıdır.

DÜĞÜNLERDE SAÇILAN ŞEYLER 

Düğünlerde saçılan şeyleri toplamak mekruhtur. Zira böyle bir şey yağmacılığa benzer. İnsana düşüklük verir.

YEMEĞE DÜŞEN BÖCEKLER 

Bir kimsenin yemeğine bir şey düşebilir. Bu düşen şey, şu iki şeyden biri olabilir :

a) Akıcı kanı olan bir şeydir.

b) Akıcı kanı olmayan kuru bir şeydir.

Balık dışında, akıcı kanı olan ve zehirli bir şey ise., onun düşmesi ile yemek pis olur. Yemek de sulu ise., onu yemek haram olur. Şayet yemek kuru ise., onun düştüğü yeri ve çevresini alır atar. Kalanı yenebilir.

Şayet o düşen şey, akıcı kanı olmayan bir şey ise., zehirli cinsten ise., onun düştüğü şeyi yemez. O düşen şeyin kendisi için değil; verereği zarar dolayısı ile o yemeği yemek haram olur.. Meselâ : Yılan ve akrep düşmesi gibi..

Düşen şey sinek ise., iki kanadını birden yemeğe batırır, sonra çıkarır atar. İsterse, o sinek ölmüş olsun, yemek temizdir; yiyebilir.

Bu mânâda, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur :

— «Birinizin kabına bir sinek düşer ise., onu iyice yemeğe batırın.

Onan bir kanadında hastalık, diğer kanadında dahi şifa vardır. O, şifa kanadını daldırmaktan korunur; hastalıklı kanadım daldırır.»

Hamam üzerine görüşler..

Hamam yapmak, almak, satmak, kiralamak mekruhtur. Ama, tüm mânâsı üe.. Her ne suretle olursa olsun..

Zira, hamamda : İnsanların edep yerlerini görmek vardır.

Rivayet edildiğine göre, Hazret-i Ali r.a. şöyle demiştir :

— Hamam ne kadar kötü bir yerdir. Orada insanlar hayadan soyunur; orada Kur’ân okunmaz..

Hamama girmeye gelince., en uygunu oraya girmemektir. Meğerki : Ondan bir kurtuluş olmaya..

Bu mânâda, Abdullah b. Ömer’den r.a. bir rivayet gelmiştir. Anlatıldığına göre : Hamamı iyi saymazdı; onunla geçim temin etmeyi, illetli sayardı.

Haşan ve İbn-i Sirin’den anlatıldığına göre : Her ikisi de hamama gitmezlerdi.

İmam-ı Ahmed’in oğlu Abdullah şöyle anlattı :

— Babamın hamama gittiğini hiç görmedim.

§ayet bir kimse, işi düşer de, hamama gitmek zorunda kalır ise.. örtülü olarak hamama girmesi caiz olur. Kendisi örtünür; oradakilerin edep yerlerine bakmaktan da kendisini korur.

Bir kimse, kendisi hamamın boş ve kimsenin olmadığı bir zamanda gitmek mümkün olursa, bunu yapmalıdır. Meselâ : Gece vakti.. Veya, gündüzleri hiç kimsenin olmadığı bir zamanda.. Böyle bir şeyde sakınca yoktur; hamama gidebilir.

lmam-ı Ahmed’e hamamdan sorulduğu zaman, şöyle dedi :

— Hamamda bulunanların hepsinde peştemal olduğunu biliyorsan, oraya gidebilirsin; aksi halde hamama gitme..

Hazret-i Âşe’nin r.a. rivayetine göre, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur :

— «Hamam kötü bir yerdir, öyle bir yerdir ki, orada kimse örtünmez; suyu da temizlemez.»

Hazret-i Âişe r.a. devam etti:

— Uhud dağı kadar altın verilse, hamama girmek, Âişe’yi sevindirmez.

Cabir b. Abdillah’ın rivayetine göre, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur :

— «Allah’a ve âhiret gününe inanan, hamama peştimalsız girmesin..»

Kadınların hamama girmelerine gelince, erkekler için koşulan şartlar onlar için de geçerlidir; Meselâ : Bir özür icabı, hastalık, hayız ve nifas hali gibi durumlarda hamama gidebilirler..

İbn-i Ömer r.a. Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır :

— «Yalanda Acem diyarım alacaksınız. Oralarda :

— Hamam.. ,

Adları ile bilinen birtakım evler bulursunuz. Erkekler oraya ancak peştimalh girmelidir. Hastalık ve nifas faalleri hariç; kadınlarınızı oraya sokmayınız..»

Hamama girildiği zaman, selâm verilmemelidir. Keza orada Kur’ân dahi okunmamalı..

Bu mânâda, daha önce, Hazret-i Ali’den r.a. gelen bir rivayet anlatıldı. Allah ondan razı olsun.

Peştimalsız suya dalmak..

Gelen bir rivayette, îmam-ı Ahmed, bir kimsenin peştimalsız olarak suya dalmasında bir sakınca olmadığını anlatmıştır. Bunu, mekruh saymamıştır.

Kendisine şöyle soruldu :

—- Bir kimse, bir ırmak kenarında bulunsa, orada başka kimse de bulunmasa, bu kimsenin peştimalsız olarak suya dalmasında bir sakınca var mıdır?..

Şöyle dedi :

— Ümid ederim..

Bunun mânâsı şudur : Bir sakınca yoktur.

Amma en uygunu, önceki rivayet olup peştimalsız olarak suya girmemelidir.

Demir ve pirinçten yüzük kullanmamak..

Demir ve pirinç gibi şeylerden yapılan yüzük kullanmak mekruhtur. Bu mânâda gelen rivayeti, Ebu Davud anlatmaktadır. Bu da, Bü-reyde’nin babasından naklen anlattığıdır.

Diyor ki :

— Resulüllah S.A. efendimizin yanma biri geldi. Yüzüğü pirinçtendi.

Resulüllah S.A. efendimiz onu görünce, şöyle dedi :

— «Neden ki, senden putların kokusunu alıyorum.»

O kimse, sonra, yine geldi, bu sefer demirden bir yüzük takmıştı.

Bu kere Resulüllah S.A. efendimiz onu görünce, şöyle dedi :

— «Nedendir ki, sende cehennem ehlinin takısını görüyorum.»

Bunun üzerine, o kimse, taktığı demirden yüzüğünü de çıkarıp attı;

sonra sordu :

— Ya Resulellah, hangi madenden yüzük takayım?..

Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «Gümüşten olsun; ama ağırlığı bir miskaldan fazla olmasın..


Kaynak: Gunyet'üt Talibin, Hakkı Arayanların Kitabı ve Müridlerin Kitabı Abdulkadir Geylani

Abdulkadir Geylani Hazretleri  Gunyetut Talibin Ahlak ve Gorgu Kurallarını sesli dinlemek için videoyu tıklayınız.

About Zehra Karaaslan

«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt