» » » » » » » » » » Abdülkadir Geylani Hazretleri - Gunyetut Talibin - 6 - Ahlak ve Gorgu Kuralları - 2


Gelelim helâl kazanca..


Bu mânâda, Ebu Hüreyre r.a. Resulüllah efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı :

— «Bir kimse, dilenmeyip iffetli olmak, çoluğunun çocuğunun İhtiyacına koşmak, komşusuna iyilik etmek için dünya talebinde bulunur İse., kıyamet günü, Allah-ü Taâlâ onu ay yüzlü çıkarır.

Bir kimse de, dünyalığı helâlinden çoğaltmak ve böbürlenip gösteriş yapmak için taleb eder ise.. Allah’a kavuştuğu zaman kendisine öfkeli bulur.»

Allah rahmet eylesin; Sabit Benanî şöyle anlattı :

— Bana ulaşan habere göre; âfiyet on şeyde bulunmaktadır. Bunların dokuzu maişet talebindedir. (Yani : Geçinmek için helâl kazanç aramaktadır.)

Bir tanesi ise., ibadettedir.

Cabir b. Abdillah’tan gelen rivayete göre, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur :

— «Bir İdinse, kendisine dilencilikten bir kapı açar ise.. Allah ona bir fakirlik kapısı açar.

Bir kimse, iffetli olmak ister ise.. Allah onu iffetli kılar.

Bir kimse gani gönüllü olur ise., Allah onu zengin eder.

Birinizin bir ip alıp şu dereye uzanması, oradan odun toplayıp getirmesi, şu pazarınızda bir müdd ağırlığında hurmaya satması onun için; insanlardan bir şey isteyip dilenmekten daha hayırlıdır.

Dilenince, insanlar ona ya bir şey verirler; yahut vermezler..»

Bir başka rivayette, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır :

— «Bir kimse, kendisine dilencilikten bir kapı açar ise.. Allah ona yetmiş fakirlik kapısı açar.»

Resulüllah S.A. efendimizin, bir hadis-i şerifinde şöyle buyurduğu anlatıldı ;

— «Allah-ü Taâlâ, çoluk çocuk sahibi sanatkâr babayı sever.

Sağlam olduğu halde boş duran, dünya ve âhiret işlerine yaramayan kimseyi de sevmez.»

Şöyle anlatıldı :

— Aziz Celil Allah’ın halifesi Davud aleyhisselâm, Allah-ü Taâlâ’ dan diledi ki; kendisine eli üe kazanıp harcayacağı bir sanat vere..

Onun bu dileği yerine geldi; demir elinde yumuşak oldu. Demiri eline aldığı zaman, mum gibi, hamur gibi olurdu.

Bununla zırh yapardı. Yaptığı bu zırhı satar; onun parası ile kendisini ve çoluk çocuğunu geçindirirdi.

TÎCARET EHLΠ

Bir ticaret ehlinde şu huy olmadıkça, dünya ve âhirette yoksulluktan kurtulamaz :

1 — Şu üç şeyden temiz olacaktır :

a) Yalan söylemekten..

b) Kötü söz etmekten..

c) Yemin etmekten.. (Her ne suretle olursa olsun..)

2 — Komşusunu ve arkadaşını aldatmaktan ve hasetten yana kalbi temiz olmalıdır.

3 — Şu üç şeye devam edecektir :

a) Cuma ve cemaatle namaza devam edecek..

b) Günün bazı saatlerinde ilme çalışacak..

c) Allah’ın rızasını her şeye tercih edecek..

Sakın ha., olmaya ki, haram yoldan mal kazansın.. Bu mânâda şöyle söylenmiştir :

— Bir kimse, haram yoldan habis bir mal kazandığı zaman; onu yemeye başlayıp da :

— Bismillah.. (Allah’ın adı ile..)

Der ise., şeytan ona şöyle der :

— Ye, bunu kazandığın zaman, seninle beraberdim. Şimdi senden ayrılmam; çünkü ben senin ortağınım.

Ve., şeytan, her haram kazancın ortağıdır.

Allah-ü Taâlâ, bu yolda şeytana şu emri verdi :
— «Onlara, mallarda ve çocuklarda ortak ol.» (17/64)

Burada anlatılan mallar, haram olan mallardır. Çocuklar ise., gayrimeşru olan çocuklardır.

Tefsirde böle anlatılmıştır.

Gelen bir rivayete göre, îbn-i Mes’ud r.a. Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır

— «Bir kul, haram yoldan kazandığı bir maldan sadaka verip de ecir alamaz.

Aynı malı harcadığı zaman, kendisine uğur bereket getirmez.

Dünyada bırakıp gittiği aynı cinsten mal ise., cehennemde kendisine yakacak olur.»

Hâsılı : Haramdan sakınan kimse; ancak kendi etine Ve kanma şefkati olan kimsedir. Müminin dini, etini ve kanını korumakla olacaktır.

İman sahibi, haramdan, haram yoldan kazanç sağlayan kimselerden kaçınmalıdır.

Haram yoldan kazanan kimsenin malını yememelidir.

Hiç kimseye, haram kazanç yolunu göstermemelidir. Böyle bir şey yaptığı takdirde, kendisi de onun ortağı olur.

YALNIZLIK 

(Yani : Vahdet ve uzlet..)

Gelelim, vahdet ve uzlet işine..

Uzlet üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «Uzlet köşenize çekiliniz, (yalnız kalınız,) bu, ibadettir.» Resulüllah S.A. efendimizin bu mânâda buyurduğu bir başka hadis-i
şerifi ise, şöledir :
«Mümin, evinde oturandır..»

(Yani : Boş yere sokaklarda dolaşıp durmayandır.)

Resulüllah S.A. efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde ise, şöyle buyurdu :

— «İnsanların en faziletlisi, insanları şerrinden korumak için evinde oturandır.»

Bazı rivayetlerde ise, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğu anlatıldı :

— «Garib, dinini korumak için ayrılıp uzlet köşesine çekilendir.»

Geçmişte yaşayan büyüklerden biri şöyle demiştir :

— Bu zaman susmak zamanıdır; bu zaman, eve çekilmek zamanıdır.

Ki bu cümlenin sahibi : Bişr-i Hafî’dir. Allah rahmet eylesin.

Saad b. Ebi Vakkas tek başına Akik sarayına çekildiği zaman ken-' dişine şöyle soruldu *

— Neden halkın çarşı pazarını terk ettin? Kardeşlerinin meclislerini bıraktın? Ve., hali bir yere çekildin?.

Şu cevabı verdi :

— Onların çarşılarını bâtıl şeylerle dolu gördüm. Meclislerini ise bir oyalanmadan ibaret buldum. Artık bir kurtuluş yeri olarak, burada uzleti seçtim.

Allah rahmet eylesin; Vehb b. Verd şöyle dedi:

— Elli yıl insanlarla karışıp durdum. Onlardan hiç birini görmedim ki : Hatamı bağışlasın; ayıbımı örtsün; öfkelendiği zaman kendisinden emin olayım?.

Onlardan her kimi, gördümse,, kendi nefsanî heva atına binmiş gördüm.

Allah rahmet eylesin; Şaabî şöyle dedi :

— İnsanlar, uzun bir zaman, dinle geçinip durdular; ama sonra din gitti.

Sonra atalarındaki münasebeti mürüvvetle devam ettirdiler; sonra mürüvvet de gitti.

Bir zaman da. haya üe geçinip durdular; sonra hayaları da kalmadı, gitti.

Sonra, bir süre korku ve ümitle yaşantılarını sürdürdüler; sonra bunlar da gitti.

Sanıyorum ki, bundan sonra gelecekler bundan daha kötü olacaklardır.

Hakim şöyle dedi :

—- İbadet on parçaya ayrılmıştır. Bunların dokuzu susmakta; biride uzlettedir. Kendim için, susmayı denedim; olmadı. Sonra, uzlete çekildim, kalan dokuzu da orada buldum.

Şöyle derdi :

— Kabirden daha öğüt veren bir şey yoktur. Kitaptan daha ünsiyet veren bir şey de yoktur. Uzletten daha sağlamı da yoktur.

Allah rahmet eylesin; Bişr b. Haris derdi ki :

— İlim, dünyadan kaçmak için taleb edilir; dünyalık elde edilmesi için değil..

Hazret-i Âişe’den r.a. rivayet edildiğine göre, Resulüllah S.A. efendimize şöyle sorulmuş :

— Birlikte oturduğumuz arkadaşlarımızın hangisi hayırlıdır?.

Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur :

—- «Her kim ki, kendisini görmek, size Allah’ı hatırlatır; bilgisi size âhireti düşündürür; konuşması ilminizi artırır; işte böyle bir kimse hayırlı bir meclis arkadaşıdır.»

Meryemoğlu İsa şöyle dedi :

— Ey havariler, masiyet ehline buğuz ederek Allah için sevgi elde ediniz. Onlardan uzak durmak sureti ile Allah’a yakınlık kazanın. Onlara dargın durmakla Allah’ın rızasını kazanın.

Mutlaka birileri ile görüşmeniz, buluşmanız gerekli ise., bu kimseler âlimler olsun.

Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «Ulema ile bir mecliste oturmak ibadettir.»

Resulüllah S.A. efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde ise, şöyle buyurdu :

— «Kalbini tefekküre, bedenini sabra, gözünü de ağlamaya alıştır.

Yarınki rızkının üzerinde önemle durma. Zira böyle bir şey hata olup

aleyhine yazılır.

Mescidlere devam et. Zira, Allah’ın. evleri olan mescidlerin iman orada bulunan Allah ehli Müslümanlardır.»

Bu mâfıâda, Resulüllah S.A. efendimizin bir hadis-i şerifi şöyledir :

— «Bir kimse, mescidlere çokça gider ise, orada : ‘ İstiğfar eden bir kardeşe, beklenen rahmete, hidayet yoluna delâlet eden bir cümleye, kötülüğü atan bir işe, kendisini iyiye çeken bir bilgiye, korku veya sevgi sonucu günahları bıraktıran bir hayırlı işe raslayabilir.»

Kur’an’la yolculuğa çıkmak..

Mushafla, düşman memleketine yolculuk etmemelidir. Zira, müşriklerin ellerine geçer de, saygısızlık ederler. Meğerki, mushafı taşıyan Müslümanlar güçlü, kuvvetli ola da, bu üstün durumları dolayısı ile, mushafı müşriklere kaptırmayalar..

Bu durumda, bir Müslümanın üzerinde mushaf taşıması ve unutmaması için onu okuması yerinde olur.

Yolculuk ve arkadaşlık edepler..

Bir yolculuğa, hacca, savaşa, bir evden diğer eve gitmek isteyen, yahut bir iş talebinde bulunan kimse., önce iki rikât namaz kılar; sonra dileği ne ise, onu sıralar. Yahut, yerini değiştirecekse değiştirir.

YOLCULUĞA ÇIKMAK

Yolculuğa çıkacağı zaman, iki rikât namazın başında şöyle duâ eder :

— Allahım, beni öyle bir yere ulaştır ki; hayra ulaşma, senin mağfiretine ve rızana kavuşma olsun.

Hayır senin elindedir. Şen her şeye kadirsin.

Allahım, yolculukta arkadaş sensin; mala ve çocuğa bakacak sensin.

Allahım, bu yolculuğu bize kolay eyle; uzaklığı yakınlaştır.

Allahım, yolculuk zorluklarından sana sığınırım. Keza dönüşte kötülükle karşılaşmaktan ve çolukta, çocukta, malda kötü şeyler görmekten de.. '

Bir yolculuğa çıkacağı zaman; perşembe, cumartesi, pazartesi sabahlarını beklemelidir.

Bineğine bindiği zaman, şu duâyı okumalıdır :

— Bunu emrimize veren Allah Sübhandır. Biz, kendiliğimizden buna eremezdik. Biz, mutlaka Rabbımıza döneceğiz..

Yolculuktan dönünce, iki rikât namaz kılar; sonra şu duâyı okur :

— İbadet ehli, tevbekâr, Rabbımıza hamd ederek döndük.

Anlatıldığına göre: Resulüllah S.A. ‘ efendimiz böyle ederdi.

Yolculuğa toplu halde çıkıyorlarsa, onların başı olmaya heves etmemelidir. Bilhassa, onlar arasında, önderlik edecek biri var ise..

Onlara, konaklayacakları yer hususunda bir şey de dememelidir. Bilhassa, aralarında bu işleri yönetecek biri var ise..

Bu durumda kendisine susmak düşer.

Arkadaşlarına çokça faydalı olmalı..

Bilhassa, dedikodudan sakınmak gerek.

Yol üzerinde ve su başlarında" konaklamaması gerek. Zira, oraları yılanların ve yırtıcı hayvanların yeridir. Oralardan uzak durması gerek..

Gecenin sonuna doğru yol üzerinde uyumaması gerek; bu da mekruhtur.

Yerinde olur ki: Müslümanın yolculuğu, marifet yollu ola.. Sözünü bilerek söyleye..

Şayet kötü sıfatlan var ise., onlan bırakıp güzel sıfatlarla kendisini bezeye..

Takva halini sağlama almalı; Mevlâsının rızasmı taleb ederek, ,nefsanî arzularından geçe..

YOLCULUĞA ÇIKARKEN

Bir yolculuğa çıkan kimseye gerekir ki., beldesinden ayrıldığı zaman, hasımlan varsa, onlan razı edip gönüllerini ala..

Başta ana babasının gönlünü alması gerek.. Keza ana baba yerinde olan dedelerin ve halalann da rızalarını ala..

Yolculuğa çıkan kimse, kendisi seferde bulunduğu süre; çoluk Çocuğuna sahib olacak bir kimse bırakmalıdır. Olmazsa, yolculuğa çıkarken, aile fertlerini de beraberine alıp götürmelidir.

Şu da yerinde olur ki : Yapılacak yolculuk, Allah’ın taatmdan bir taat ola. Meselâ : Hac, Resulüllah S.A. efendimizin ziyareti, büyüklerden birini ziyaret, iyi yerlerden bir yer..

Yolculuk, mübah sayılan ticaret gibi şeyler için dahi olabilir. Yahut ilim.. Amma, İslâm’ın şartı olan beş şeyin ilmi değil.. Zira bu beş şeye dair ilmi öğrenmek mübah değil; farzdır. Onlann dışında kalan ilim, mübahtır; öğrenilmesinde fazilet vardır.

Demişlerdir ki:

— Anlatılan beş farz ibadetin ilmini belledikten' sonra, diğer ilimlere de çalışmak farz-ı kifayedir.

Her neyse..

Yolculuğa çıkan kimseye gerekir ki :

a) Arkadaşları ile iyi huyla geçine..

b) Onları güzel güzel idare ede..

c) Her ne şeyde olursa olsun; onlarla çekişmeye, onlara ters düşecek bir harekette bulunmaya..

d) Daima, arkadaşlarının hizmetinde bulunmalıdır.

Yolculukta olan bir kimse, zarurî bir durum olmadan, kimseden

kendisi için hizmet istemeye..

Sonra., yolculuk sırasında, daim abdestli ve temiz bulunmalıdır.

EVDEN DIŞARI ÇIKARKEN 

İnsan, evinden çıkacağı zaman da, bazı duâları okuması gerekir. Bu mânâda gelen bir rivayeti, Ümmü Seleme'den r.a. naklen Şaabî anlatmıştır.

Ümmü Seleme r.a. demiştir ki:

— Resulüllah S.A. efendimiz, her evimden çıktıkta, bir yanını semaya kaldırır ve şu duâyı okurdu :

— «Allahım, sapmaktan ve saptırılmaktan sana sığınırım.

Hataya düşmekten ve hataya düşürülmekten sana sığınırım.

Zulme uğramaktan ve zulüm etmekten sana sığınırım.

Cahilce davranmaktan ve bana cahilce davranılmasından sana sığınırım.»

Daha sonra Ihlâs ve Muavvezeteyn (112. 113. 114.) surelerini okurdu.

Akşam evine geldiği zaman da, üstteki duâ üe Resulüllah S.A. efendimiz şu duâyı okurdu :

— «Allahım, seninle sabahladık; seninle akşamladık. Seninle dirilir; seninle ölürüz.»

Sabah duâsına şu cümleyi ekler :

— «Senin için dağılıyoruz...»

Akşam duâsma da, şu cümleyi eklerdi:

— «Dönüş sanadır..»

Şu duâyı da okuyabilir :

— Allahım, beni kulların en kısmetlisi eyle. Bilhassa, bugün taksim ettiğin hayırlarda.. Keza bundan sonraki hayırlarda da benim kısmetimi en çok eyle..

Sonra hidayet edeceğin nurda, yayacağın rahmette, dağıtacağın rı zıkta, açacağın zararda, bağışlayacağın günahta, atacağın zararda, uzaklaştıracağın fitnede, rahmetinle vereceğin tüm nimetlerde beni en nasipli kulun eyle..

Sen her şeye kadirsin..

 ÇAN 

Yolcu, bindiği hayvana çan takmamalıdır. Bu mânâda, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «Her çanla bir şeytan bulunur.»

Bir başka hadis-i şerifinde ise, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur :

— «Melekler, çan bulunan yolcularla arkadaşlık etmez.»

ASA 

Yolculukta bulunan kimsenin elinde asa bulunması gerek. Hiç bir şekilde asasız kalmamaya dikkat etmelidir. Bu mânâda, Meymun b. Mihran’ın bir rivayeti var ki, İbn-i Abbas’ın r.a. şöyle dediğini anlatmaktadır :

— Asa (baston) peygamberlerin sünnetidir; müminlerin alâmetidir.

Allah rahmet eylesin; Hasan-ı Basrî, asa için şöyle dedi :

— Asanın, altı özelliği vardır ki, sırası üe şöyledir :

1 — Peygamberlerin sünnetidir.

2 — Salih zatların sünnetidir.

3 — Düşmana karşı bir silâhtır. Bu düşman, yılan olabileceği gibi, köpek ve daha başkaları da olabilir. 

4 — Güçsüzlerin yürümesine bir yardımcıdır.

5 — Münafıkların inadına kullanılır.

6 — İyiliği Artırır.

Denilmiştir ki :

— Bir müminde asa olduğu zaman, şeytan ondan kaçar. Facir ve münafık ondan ürker.

Asa, namaz kılan için, kıbleye doğru dikeceği bir sütun olur.

Asa, yorulan için bir dinlenme aletidir.

Asa kullanmanın daha çok çok yararları vardır. Nitekim, Musa a.s. m kıssası anlatılırken, Kur’ân-ı Kerîm’de Musa a.s. m dilinden şöyle geldi :

— «O asamdır. Ona dayanırını. Koyunlarıma yaprak çırparım. Onunla gördüğüm daha birçok işlerim vardır.» (20/18)

MUSHAF TAŞIMAK 

Küffar memleketine giderken, hiç kimse üzerinde mushaf (yazılı Kur’an) taşımamalıdır. Zira, onu ellerine geçirdikten sonra, küçümseyebilirler.

 MESCİDLERDE KİRLİ İŞLER YAPILMAMASI 

Kirli ve pis işlerden hiç birinin mescidlerde yapılmaması gerek; caiz değildir.

Mescidlerde, terzilik etmek, ayakkabı dikiciliği yapmak, alış veriş yapmak mekruhtur. Keza bunlara benzer işler de..

Allah’ın zkri hariç; mescidlerde yüksek ses çıkarmak da mekruhtur.

Mescidlere tükürmek de hatadır; bu hatanın kefareti, onu yere gömmektir.

Mescidleri nakışlayıp süslemek ve onları çeşitli kokularla kokulamak mekruhtur.

Ancak, mescidlere badana vurmak, sıvamak sakıncalı değildir.

İtikâfa girenler hariç; mescidleri makam tutmak, ev edinmek mekruhtur. Meğer ki yabancı garib bir kimse ola.. O zaman mescidde kalabilir.

Nitekim Resulüllah S.A. efendimiz, Beni Abdikays ve Beni Sakif elçilerini mescidde konukladı.

Müslümanları küçük düşürüp hicveden çeşitleri hariç; mescidlerde şiir ve kasideler okunabilir. Ancak, bunların yapılmaması daha uygundur. Meğerki, şevke getiren, kalbi yumuşatan ve ağlatan cinsten ola.. Bu gibi şeylerin de çok okunması caizdir.

Bu mânâdaki şeylerin de en uygunu; Kur’ân’dan alınanlardır. Hatta onların teşbih duâlarından seçilmesi yerinde olur.

Zira, mescidler Allah-ü Taâlâ’nın zikri ve namaz için yapılmıştır. Oraya bunların dışında bir şey girmemelidir.

Mescidin toprağını, bir yere taşımak mekruhtur.

Ancak, mescidde toplanan çöpleri ve süprüntüleri oradan almak caizdir. Bunların yapılması müstahab olup çok sevabı vardır. Resulüllah S.A. efendimizden gelen bir. hadis-i şerife göre : Bunları mescidden çıkarıp atmak, cennetteki kara gözlü hurilerin mihridir. (Yani : Bedeli..)

Mescidlere çocukları yerleştirmek, delileri içeri almak mekruhtur.

Cünüp bir kimsenin, mescidin içinden geçip gitmesinde bir sakınca yoktur.

Aybaşı halindeki kadının mescidden geçmesine engel olunmalıdır; mescidi kirletmesinden emin olunamaz.

Zarurî bir durum olduğu zaman; cünüb için caiz olur ki : Abdest aldıktan sonra, güsledinceye kadar mescidde eğlene.. Ancak, en uygunu abdestle beraber bir de teyemmüm etmesidir.

Su yalnız mescidin kuyusunda ise., oraya gitmesi için önce teyemmüm eder; sonra kuyuya kadar gidip güsleder. (Yani : Boy abdesti alır.)

Havra, kilise, boruzan ve çan  sesleri..

Bir kimse, havra, kilise gördüğü, boru veya çan sesi duyduğu zaman, onun için müstahap olur ki, şu duâyı okuya :

— Allah’tan başka ilâh olmadığını, onun birliğine, ortağı olmadığına, bir tek ilâh olduğuna şehadet ederim. Ancak ona ibadet ederiz.

Müşriklere, Yahudîlere ve Hıristiyanlara dair her ne görür ise., aynı duâyı okumalıdır.

Zira, Resulüllah S.A. efendimizden gelen rivayet budur.

O duâyı okuyan için, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur :

— «Allah, müşriklerin sayısı kadar onun günahlarını bağışlar..»

Sesler. (Yani : Sazlı sözlü..)

Burada anlatılacak sesler, şiir çeşidi dizilerdir. Bunların da, oyalanma çeşidi yersiz şeylerden arınmış olmaları gerek..

Sesler iki çeşittir :

a) H a r a m ve sakıncalı olanlar..

b) M ü b a h ..

Mübah olanlar, içinde sakıncalı şeylerin olmamasına bağlıdır.

Haram olanlar ise., içinde yaramaz söz ve sakıncalı şeylerdir.

Oyun ve oyalanma için yapılan şiir dizileri mahzurludur. Bu gibi diziler, ister bir mânâ ifade etsin; isterse boş söz olsun.. Şayet o oyalanmak ve boş vakit geçirmek için söylenen şiirlere bir mânâsızlık eklenirse.. sakıncalı durumu katmerli olur,

LAKAP TAKMAK 

Her kim olursa, olsun; ister kardeşine isterse bir kölesine onun hoşlanmayacağı bir lakabı vermesin. Böyle bir şey haramdır. Zira, Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu :

— «Birbirinize kötü lakap takmayınız.» (49/11)

Ve., böyle bir lakabı da Allah-ü Taâlâ :

— « F ü s ü k .. »

Olarak niteledi.. Yani : İçi bozukluk..

Müstahaptir ki : Müslüman kardeşini sevdiği en güzel isimlerle çağırasın..

ÖLDÜRÜLECEK HAYVANLAR 

Hayvanlardan bazılarının öldürülmesi mübah olur; bazıları da mübah değildir.

Bir kimse evinde yılan gürür ise., üç kere ona gitmesini bildirmelidir. Yani : Üç kere öldürmeden bırakmalıdır. Amma, bundan sonra görecek olur ise., öldürmelidir.

Ancak, sahralarda (yazı yabanda) gördüğü yılanı öldürmelidir. Onun için bir izin yoktur.

Kuyruğu kısa yılanı da, öldürmelidir. Bu yılan şu adla bilinir :

— E b t e r ..

Sırtında siyah çizgi bulunan yılan da öldürülmelidir. Bazıları bu yılanı :

— Zitafatayn. .

Olarak tarif eder ki, iki gözü arasında iki siyah kıl olduğu da söylenir. Bu tür yılan, hiç beklenmeden öldürülür.

Yukarıda anlatılan :

— İzin.. (Yani: Bekleme..)

Tabiri, veya gitmesini bildirmek şu şekilde olmalıdır :

— Sağlam olarak git; bize eziyet etme..

Bazı rivayetlerde, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır :

— «Yılan cinsinden birini evinizde görürseniz, onlara şöyle deyiniz :

— Nuh peygamberin sizden aldığı sözü hatırlatırım; Süleyman peygamberin sizden aldığı ahdi hatırlatırım. Bize eziyet etmeyin.

Tekrar döııüp gelirler ise., onları öldürün.»

İbn-i Mes’ud r.a. yolu ile gelen bir rivayette ise, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır : 

— «Yılanların hepsini öldürünüz; yılanların öcünden korkan benden değildir.»

Salim yolu ile gelen bir rivayette ise, İbn-i Ömer r.a. Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

— «Yılanları ve ebteri, zitafatayni öldürünüz. Bunlar (zitafatayn ve ebter) gözün nurunu söndürür ve hamli düşürür.»

Salim anlattı :

— İbn-i Ömer r.a. nerede yılan görse öldürürdü. Hem de tümünü.. Hiç bir ayırım yapmadan.

Abdüllah b. Ömer bir yılanı kovalıyordu. Ebu Lübabe onu gördü; şöyle dedi :

— Resulüllaa S.A. efendimiz, ev yılanlarını öldürmeyi yasak etti.

Ev yılanlarının öldürülmemesi babında gelen rivayeti, Ebu Saib anlatmıştır. Demiştir ki :

— Bir kere Ebu Said-i Hudrî’nin yanına gittim. Birlikte oturuyorduk. Onun oturduğu yerin altında bir kıpırdama oldu; baktım ki : Yılan..

Hemen ayağa kalktım; Ebu Said bana sordu :

— Neden kalktın?.

Dedim ki :

— Şurada yılan var!.

Sordu :

— Ne yapmak istiyorsun?.

Dedim ki :

— Onu öldüreceğim..

Bunun üzerine, evinin karşısında bulunan bir evi bana gösterip sözlerine şöyle devam etti :

— O evde oturan bir amcamın oğlu vardı. Kendisi henüz taze delikanlı gençti; yeni evlenmişti. Ahzab vakasında, ehlinin yanına gitmek için Resulüllah S.A. efendimizden izin istedi; Resulüllah S.A. efendimiz dahi, kendisine selâmetle gitmesi için izin verdi.

Evine geldiği zaman; hanımını kapıda ayakta bulmuş.

Mızrağını ona dürtmek için çıkardığı zaman, hanımı kendisine şöyle demiş ;

— Acele etme de, beni dışarı çıkaranı gör.

Bunun üzerine içeri girer. Bir de bakar ki : Korkunç bir yılan.. Hemen ona mızrağını dürtüp çırpınış halinde dışarı çıkarır.

Ne var ki, ben bilemiyorum : Amcamın oğlu mu daha evvel öldü; yoksa yılan mı?

Bunun üzerine, amcamın oğlunun yakınları, Resulüllah S.A. efendimizin huzuruna geldiler. Dediler ki :

— Ya Resulellah, duâ buyurun da arkadaşımız canlansın..

Onların bu dileğine karşılık, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «O arkadaşınızın bağışlanmasını dileyiniz.»

Resulüllah S.A. efendimiz sonra şöyle devam etti :

— «Cin tayfasından bir bölük, Medine’de İslâm dinine girdi. Onlardan birini gördüğünüz zaman, üç kere korkutun. Üç kere anlatıldığı gibi korkuttuktan sonra meydana çıkarlarsa, onları öldürün.»

Bazı rivayetlerde ise, şöyle buyurmuştur :

— «Üç kere ona izin veriniz; yine çıkarsa, o şeytandır, öldürünüz.»

— Samabras.

Adı ile bilinen kuyruğu uzun keleri öldürmek caizdir. Yani : Vezağ’ı..

Bu mânâdaki rivayet, Âmir b. Said’den gelmektedir ki, babasının şöyle dediğini anlatır :

— «Resulüllah S.A. efendimiz, vezağın öldürülmesi için emir verdi ve onun için :

— Füveysık. (Küçük fasık.) »

Buyurdu.

Ebu Hüreyre’den r.a. gelen bir rivayette ise, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «O vezağı öldürürken vurulan ilk darbeye yetmiş iyilik sevabı vardır.»

Yani : Onu kim ilk vuruşunda öldürür ise., onun için yetmiş sevap vardır.

KÖPEK BESLEMEK 

Bir kimsenin, evi içinde köpek besleyip büyütmesi ve onu evi içinde tutması yerinde değildir. Meğer ki : Bekçilik, av, sürülerini korumak için ola..

Bir hadis-i şerifinde Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «Bir kimse; evini beklemek, sürüsünü korumak dışında bir niyetle evinde köpek tutar ise., her gün ecrinden iki kırat eksilir.»

Ehlî hayvanlara, güçlerinin dışında bir şey yüklememeli, bir yer sürdürmemeli, fazla yol yürütmemeli..

Ve., onlara yemlerini de eksik etmemelidir. Böyle bir şey caiz değildir. Zira böyle bir şey yapmak günahtır.

Keza, hayvanlara haddinden fazla yem vermek de mekruhtur. Nitekim, çoğu kimseler, fazla yem verip hayvanları semirtmeyi âdet haline getirmişlerdir.

KARINCA ÖLDÜRMEK 

Eziyeti çok olmadıkça, karınca öldürmek mekruhtur. Bu mânâdaki rivayeti, Ebu Hüreyre r.a. şöyle anlattı :

— Resulüllah S.A. efendimiz, karınca hakkında şöyle buyurdu :

— «Bir karınca, peygamberlerden birini ısırdı. Bunun üzerine, o karıncanın yuvasının yakılması için emir verdi; yakıldı.

Bunun üzerine, Ceııâb-ı Hak tarafından o peygambere şöyle bir vahiy geldi :

— Seni bir karınca ısırdı; ama sen, tesbih okuyan bir cemaatı yaktın..»

KURBAĞA ÖLDÜRMEK 

Kurbağa öldürmek mekruhtur. Bu mânâdaki rivayet, Abdürrahman b. Osman’dan gelmektedir. Ki o : Resulüllah S.A. efendimize, ilâç için kullanıldığını anlatıp sormuş; ancak, Resulüllah S.A. efendimiz onun bu şekilde öldürülmesini yasak etmiştir.

Öldürülmesi mübah olan hemen her şeyin ateşle öldürülmesi mekruhtur. Meselâ : Bit, sivrisinek, pire, karınca.. Bu mânâda, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «Ateşle, ancak ateşin Rabbı azab eder.»

Eziyet veren her hayvanın öldürülmesi caizdir. Kendisi eziyet için yaratıldığı halde, isterse kimseye eziyet etmiş olmasın. Zira, onun yaratılışı eziyet içindir. Meselâ : Sıfatını anlattığımız yılan, akrep, kuduz köpek, fare..

Çokça kara köpeğin dahi, öldürülmesi caizdir; zira o şeytandır.

Bir kimse, bir hayvanı susamış görür ise., onun susuzluğunu gidermelidir. Bunu yapmakla sevab alır.

Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu :

— «Her ciğeri yananın ateşini gidermekte ecir vardır.»

Amma bu sulama işi, zararlı hayvan olmazsa yapılır; zararlı hayvana su verilmez. Zira, zararlı hayvana su vermek, onu büyütmek ve zararını artırmak sayılır. Böyle bir şey de caiz değildir.

 HAYVAN YUMURTALARINI BURMAK VEYA ÇIKARMAK 

Bu işin apılacağı yaratık, ister bir canlı hayvan olsun; isterse kölelerden biri.. Böyle bir şey caiz değildir. (Yani : Erkeklik özelliğini gidermek..)

Bu mânâda, Harp ve Ebu Talib’in rivayetine dayanarak, İmam-ı Ahmed’in görüşü kesindir.

Yüze nişan vurmak da yerinde değildir. Bu mânâda gelen rivayeti dahi, Ebu Talib anlatmıştır.

Anlatılan sahabelerden gelen rivayete göre : Resulüllah S.A. efendimiz, nesil sahibi hayvanların husyelerini çıkarmayı (veya burmayı) yasak etmiştir.

Bu mânâ, Ebu Hüreyre’den gelen bir hadis-i şerifte de belirtilmiştir.

Enes b. Malik yolu ile gelen rivayette ise : Resulüllah S.A. efendimiz yüze nişan vurmayı da yasak etmiş; ancak kulağa nişan vurulması için ruhsat vermiştir.

Hayvanların ayırd edilmesi için, mutlaka bir işaret vurulması gerekli ise., yüzden başka yere vurmalıdır. Meselâ : Bacaklarına veya sırtına..

ANA BABAYA İYİLİK 

Ana babaya iyilikte bulunmak vaciptir. Bu mânâda gelen âyet-i kerimenin meâlleri şöyledir :

— «Ana babandan biri veya ikisi, yanında yaşlanırsa, salan onlara :

— Öff !

Demeyesin; (onlara karşı bıkkınlık göstermeyesin.)

Onları azarlamayasın. Onlara keremli davran; güzel konuş.» (17/23)
— «Bana şükret; ana babana teşekkür et; dönüş banadır.» (31/14)

İbn-i Abbas r.a. şöyle anlattı :

— Bir kimse, sabaha çıktığı zaman, ana babasına dargın olarak çıkar ise., cehennemden, kendisine iki kapı açılmış olarak çıkar.

Bir kimse, akşamı ettiği zaman, ana babasına dargın olarak akşamı eder ise., kendisine cehennemden iki kapı açılmış olarak akşamı eder.

Birine dargınlık gösterir ise., bir kapı açılmış olur..

Daha sonra üç kere şöyle tekrarladı :

— İsterse onlar, kendisine zulüm etmiş olsunlar..

Abdullah b. Ömer’den r.a. gelen rivayete göre; Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur :

— «Rabbın rızası, ana babanın rızasındadır. Rabbın dargınlığı, ana babanın dargınlığındadır.»

Abdüllah b. Ömer r.a. şöyle anlattı :

— Resulüllah S.A. efendimizin huzuruna, bir adam geldi; şöyle dedi :

— «Onlara dünyada iyi sahib ol..» (31/15)

— Ben, cihada çıkmak istiyorum. Resulüllah S.A. efendimiz ona sordu :
— «Anan baban var mı?.» O kimse şöyle dedi :

— Evet var..

Resulüllah S.A. efendimiz bu kere şöyle buyurdu :

— «Cihad, onların hizmetini görmektedir.»

Ana babaya iyiliğin tarifi şöyledir : Onların neye ihtiyaçları var ise., onu yerine getiresin; onlardan eziyeti atasın; onları bir küçük çocuk idare ediyormuş gibi idare edesin..

Ayrıca, onlara hiç bir şekilde dargın durmamak, onların ihtiyaç duydukları şeyi ertelememek gerek.

Ana babaya hizmeti, çokça kılınan nafile namaza, tutulan oruca bedel bilmelisin.

Her namazın sonunda, onların günahlarının bağışlanmasını Yüce Allah’tan dilemelisin.

Onları zora koşmamalı ve onlardan eziyet veren işleri almalısın; onlardan gelen eziyete dayanmalısın.

Sesin, onların sesinden yüksek çıkmamalıdır.

Şeriatın kesin emirlerini bozan bir şey olmadıkça, onların emirlerine uymalısın.

Meselâ : Haccı, beş vakit namazlarını, zekâtı, kefareti, adağı terk etme emirleri yerine getirilmez.

Onların yerine getirilecek emri, haram cinsten bir şey de olmamalı.. Meselâ : Zina, şarab (alkollü içki içmek), adam öldürmek, iftira, hak olmayan malı alma (hırsızlık ve benzeri) gibi şeyler..

Nitekim, bu mânâda Resulüllah S.A. efendimizin şu emri kesindir :

-— «Allah-ü Taâlâ’ya masiyet için, mahluka itaat yoktur.»

Şu âyet-i kerime dahi bu mânâyadır :
— «Şayet onlar, İlmî bir dayanak bulamadığın şeyde, bana şirk etmen için; sana bir zorlamada bulunurlarsa.. kendilerine itaat etme.» (31/15)

Gerek anlatılan hadis-i şerif, gerekse bu âyet-i kerime, umumî mânâ ifade ederler. Yani : Allah’ın masiyeti için verilen hiç bir emir yerine getirilmez.

Böyle bir mânâ, İmam-ı Ahmed’den dahi anlatılmıştır. Bu da, Ebu Talib’in rivayetine dayanmaktadır. Şöyleki :

Adamın birine, babası cemaatle namaz kılmasına engel olmuş. Durumu sorunca şöyle demiş :

— Farz olan bir emri yerine getirmemek için onlara itaat gerekmez.

Nafile ibadetlere gelince., bunların terki hususunda ana babaya itaat olur. Hatta, en faziletlisi, nafile ibadeti bırakıp gerekli ise., ana babanın emrine koşmaktır.

Şu da, ana babaya iyilikler arasında sayılır :

Ana babayı ziyaret edenleri sen de ziyaret edesin; ana babaya gidip gelmeyenlere sen de gidip gelmeyesin.

Hayatta ve ölümde, kendin için neye kızıyorsan; onlar için de aynı şekilde kızasın.

Şayet onlara öfke duymakta, içinde bir kabarma olur ise., onların seni büyütmelerini, senin için uykusuz kaldıklarını, sana olan şefkatlerini, senin için yorulmalarını düşün..

Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu :

— «Onlara keremli davran, güzel konuş.» (17/23)

Bu emri de düşün. Şayet, bunlar da sana merhamet getirmez ise.,

o zaman bilesin ki: Sen mahrumsun, sana Hakkın dargınlığı gelmiş..

O zaman, Allah’a tevbe et. Şayet, Allah’ın emrine muhalif olarak onlara muhalif isen, öfken geçer.

Senin için vacib olmayan hiç bir sefere onların emri olmadan çıkmayasın. Onların emri ile tayin edilmeyen hiç bir gazaya da gitme. Ananı babanı senin yüzünden kederlendirme. Zira, başkaları dahi, senin için onları kederlendirmekten alınmıştır. Bu mânâda gelen bir hadis-i şerif şöyledir :

— «Ana ile oğulun arasını ayırana Allah lânet etsin.»

Şayet eline bir yemek içmek cinsi bir şey geçer ise., en güzelini onlara vermeye bak. Zirâ, çok kere, onlar da seni tercih etmişlerdir. Aç kalıp seni doyurdukları da olmuştur. Uykusuz kalıp seni uyutmuşlardır.

Allah dilerse sana bu yolda hidayet verir. 

ÖFKELENMEĞE DAİR 

Bir kimse, öfkelendiği zaman, ayakta ise, onun oturması müstahap olur.

Oturduğu yerde öfkelenmiş ise., onun da yan yatması müstahap olur.

Bir kimse, öfkelendiği zaman, soğuk su dökünür ise., öfkesi geçebilir.

Bu mânâda bir rivayet, Hazret-i Hasan’dan r.a. gelmektedir ki; Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmaktadır :

— «Öfke, insanoğlunun kalbinde tutuşan bir ateş korudur.

Biriniz, özünde öfke hali bulunca, ayakta ise otursun; oturuyorsa, bir yere dayansın.»

MEKRUH OLAN HUYLAR 

Namazda iken : Islık çalmak, bir şeyle oynamak, (el çırpmak), parmak çıtlatmak mekruhtur.

Zikir meclisi semağında : Vecde gelenler için elbise yırtmak mekruhtur. Bu hususta, onunla sataşmaya da girmemelidir.

Yol üzerinde yemek yemek (her ne olursa olsun) mekruhtur.

Arkadaşlar arasında ayak uzatmak mekruhtur.

Oturma durumundan çıkacak şekilde bir yere yaslanmak mekruhtur. Zira, böyle bir hareket, büyüklenme alâmetidir; yanında bulunan kimseleri küçük görmektir. Meğerki, bir özür sebebi ile ola..

Uzun elbise giymek mekruhtur.

Sakız çiğnemek mekruhtur. Zira, sakız çiğnemek düşüklüğü gösterir.

Ağzının her yanını açarak kahkaha ile gülmek mekruhtur.

Yeri gelmeden, yüksek sesle bağırmak veya konulmak mekruhtur.

Yürümeler mutedil olmalıdır. Ne yorulup zahmet çekecek kadar sür’atli yürümeli; ne de kibirli hissini verdirecek kadar ağır gitmelidir.

Biri için ağlıyorsa, onun övgüsünü yaparak yüksek sesle ağlamak mekruhtur.

Yüksek sesle ağlamak, meğerki Allah korkusundan ve geçmişte boşa giderdiği zamanlarından duyduğu pişmanlık için ola.. Yahut beklediği dereceye ulaşmadığına hasret çekip ağlaya..

Herkesin yanında kir çıkarmak da mekruhtur. Amma her ne çeşidi olursa olsun..

Kirli ve pis yerler sayılan tuvalet, hamam gibi yerlerde konuşmak mekruhtur. Bu gibi yerlerde, ne selâm verilir; ne selâm alınır.

Herkesin yanında başını açmak mekruhtur. Yahut, haram olmayan kısımlardan her hangi bir yerini.. Zira, avret mahalli sayılan yerleri açmak haramdır. (Avret mahalli : Erkeklerde, göbek altından diz kapak altına kadardır. Kadınlarda, el yüz hariç, baştan tırnağa her yer..)

Allah’ın zatından başka her ne şey için olursa olsun; yemin etmemelidir. Meselâ : Anasının başına, babasının başına.. Eğer bir yemin edecek olursa, Allah adına yemin etsin; yoksa sussun. Resulüllah S.A. efendimizden gelen emirler bu yoldadır.

MEZARLIKTA YÜRÜMEK 

Mezarlıkta ayakkabı ile yürümek mekruhtur. Mezarlığa giren kimsenin şu duâyı okuması iyi olur :

— Allahım, ey bu çürümüş cesetlerin, erimiş kemiklerin Rabbı, Sen onları, dünyadan sana inanmış olarak çıkardın.

Allahım, Muhammed’e salât eyle; Muhammed’in âline de salât eyle..

Buradakilcre, senden rahmet, benden selâm ilet.

Daha sonra şöyle der :

— Selâm size ey müminlerin diyarı.. Yakında inşaallah biz de size katılacağız..

Bu mânâda gelen rivayet böyledir.

Bir kabir ziyaretine gidildiği zaman, üzerine el konmamalı; öpülmemeli.. Zira böyle şeyler Yahudîlere mahsus âdetlerdir.

Keza, kabritana giden kimse, ne kabir üzerine oturmalı; ne de dayanmalı; kabri çiğnememelidir. Ancak, zorunlu bir durum olursa, sakıncası yoktur.

Kabristana ziyaret için giden kimse; sanki ziyaretine gittiği kabir sahibi hayatta imiş gibi önünde durmalı; hayatta imiş gibi saygı göstermelidir.

Daha sonra, on bir kere İhlâs suresini okur. (112. suredir.)

Bundan başka bildiği kadar Kur’ân okuyabilir.

Okuduktan sonra, sevabını da, o kabir sahibine bağışlar. Bu duâ makamında şöyle diyebilir :

— Allahım, eğer sen, bu Kur’an’ı okumakla bana sevap verdiysen; ben bu sevabı, şu kabrin sahibine hediye ediyorum.

Bundan sonra, bir dileği var ise., o dileğini diler.

Mezarlıktaki kemikleri çiğneyip kırmamalıdır. Şayet böyle bir şeyi zorunlu olarak yapar ise., o kabrin sahibini Allah-ü Taâlâ’dan bağışlanmasını diler.

Kabirleri uğursuz saymak mekruhtur.

Ama hayır fal kabilinden bir dilekte bulunmakta sakınca yoktur.

Abdülkadir Geylani Hazretleri'nin Gunyetü't Talibin eserinden Ahlak ve Görgü Kuralları bölümünü sesli olarak dinlemek için videoyu tıklayınız


Kaynak: Gunyet'üt Talibin, Hakkı Arayanların Kitabı ve Müridlerin Kitabı Akdulkadir Geylani

About Zehra Karaaslan

«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt