Rıza hakkındaki velilerin kıymetli sözlerini aşağıda okuyacaksınız.


İbn Ataullah kuddise sirruh buyurdu ki:

-Rızâ Allahü Teâlâ'nın, kul için takdir ettiği şeyleri, kalbin sükûnetle karşılamasıdır. Çünkü Allah, onun için, en iyi olanı seçmiştir. Böylece kul, takdire rıza göstermiş ve hoşnûtsuzluktan kurtulmuş olur.

Sehl kuddise sirruh:

-Kul ile Allah birbirlerinden râzı olunca, itminân hâli ve "Onlar ki inandılar ve iyi işler yaptılar, mutluluk onların, güzel gelecek onların" (er-Rad, 29) âyetinin mânâsı ortaya çıkar" buyurmuştur.

Cüneyd Bağdad-î kuddise sirruh buyurur:

-Rızâ: kalplere vasıl olan ilmin, sağlam ve sahih olmasıdır. Kalb, ilmin hakikati ile yüz yüze gelince, ilim onu rızaya yönlendirir. Rıza ve muhabbet; havf ve reca gibi değildir. Bunlar, dünyada da âhirette de kuldan ayrılmayan iki hâldir. Çünkü cennette de, rıza ve muhabbetten müstağni kalınamaz.

Seriyy es-Sakati kuddise sirruh buyurmuştur ki:

-Şu beş şey mukarreblerin (Allah'a yakın olanların) ahlâkındandır. Nefsin sevdiği veya sevmediği mevzularda (konularda) Allah'dan râzı olmak. Allah'ı samimiyetle sevmek. O'ndan haya etmek, Allah'a ünsiyet etmek ve O'nun dışındaki şeylerden uzak durmak.

İbn Semûn kuddise sirruh buyurmuşdur ki:

- Rıza: Hakk ile, Hakk için ve Hakk'dan olur.

Hakk'dan Rıza: düzenleyici ve tercih edici olarak ondan râzı olmak.

Hakk'dan Rıza: Onun taksim edip, vermesine razı olmak.

Hakk için Rıza: Rabb ve ilâh olarak O'ndan razı olmakdır.

Ebû Türâb kuddise sirruh:

- Kalbinde zerre kadar, dünya sevgisi bulunan, Allah'ın rızasına nâil olamaz, buyurmuştur.

Bir rivayet vardır:

Mûsâ Muslihüddin kuddise sirruh hazretlerine soruyorlar:

- Bu ahvâl hakkında sizin fikriniz nedir? Zamanın kötülüğü malûm. Bir çare-i necât yok mudur? Cevaben buyuruyor ki:

- Ben, her şeyi, Allah'ın, onun üzerindeki zuhuru nasılsa, onu öylece kabullenirim. Yani hiç itiraz etmeden onu olduğu gibi merkezinde bırakırım."

O günden itibaren kendisine "Merkez Efendi" lakabı takılmıştır.

Hazreti Ali radıyallahu anh buyurmuştur ki:

- Rıza yaygısına oturan kimseye, Allah'dan hoşuna gitmeyen hiç bir şey gelmez, istek ve sual yaygısına oturan ise, hiç bir şekilde Allah'dan razı olmaz.

Hâris kuddise sirruh buyurur:

-Takdir edilen hükümleri kalbin sükûnetle karşılamasıdır.

Zünnûn Mısrî kuddise sirruh buyurur:

- Rızâ: "Kaderin acılığını, kalbin sevinçle karşılamasıdır."

Fudayl b. Îyad kuddise sirruh:

-"Hakk'dan râzı olan kişi, kendi derecesinden üstün dereceyi isteyemez" buyurmuşdur.

Ebû Saîd kuddise sirruh'a soruldu:

- Kulun aynı anda hem rızâ hem de hoşnutsuzluk göstermesi caiz olur mu? O da buyurdu ki:

- "Evet kul Rabbına rızâ, nefsine ve Allah'la ilişkisini kesen herşeye hoşnutsuzluk gösterebilir. "

Yahya kuddise sirruh buyurmuşdur ki:

-"Bütün işler şu iki temele dayanır: Onun senin için, senin de onun için yaptığındır. Ondan gelene râzı, kendi yaptığına da ihlâslı olursun.

Şibli kuddise sirruh, Cüneyd hazretlerinin huzurunda:

- "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" dedi.

Cüneyd:

- Senin bu sözün canının sıkıldığını gösteriyor, dedi.

Şibli kuddise sirruh:

- "Doğru söyledin" buyurdu.

Cüneyd kuddise sirruh:

- "Can sıkıntısı, takdire rızayı terketmenin işaretidir" dedi.

Cüneyd bu sözü ona, rızanın aslına dikkat çekmek için söylemişdir. Çünkü rıza, kalbin inşirâhından, kalbin inşirâhı da yakın nurûndan meydana gelir.

" Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

- "Allah'ın göğsünü İslâm'a açtığı kimse, Rabbından bir nûr üzere değil mi? Allah'ı anmaya karşı yürekleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun, onlar apaçık bir sapıklık içindedirler." (ez-Zümer, 33/22)

"KEŞKE" DEMEMEK...

Nûr bâtına girince genişler, basîret gözü açılır, kul Allah Teâlâ'nın, tedbirini güzelliğini görür, hoşnutsuzluk ve sıkıntı hâli de ortadan kalkar. Çünkü sadrın genişliği, sevginin ve sevgilinin yaptıklarından gerçekten seven kişinin rızası gibi tad almağı ihtiva eder. Çünkü seven, sevgiliden gelen her şeyi kendisinin murâdı ve tercihi olarak görür. Sevgilinin tercihini görmenin lezzeti ile, şahsî tercihini göremez hale gelir. Bu mânâda:

"Sevgilinin yaptığı her şey sevimlidir." denmiştir. (Avarifu'l-Meârif tercümesinden, s. 623-625.)

Dâvûd aleyhisselâm'a şöyle vahiy geldi:

-Ey Dâvûd sen istersin, ben de isterim. Ancak benim istediğim olur. Benim istediğimi kabul edersen, isteğinde sana yetişirim. Elbette benim istediğimden başkası olmaz.

Ömer bin Abdulaziz buyurdu ki:

- Takdir edilene sevinirim.

Acaba takdir nedir? Ne istersin dediklerinde

-Allahü Teâlâ'nın alnıma yazdığını isterim, buyurdu.

İbni Mes'ud radıyallahu anh buyurdu ki:

- Olan bir şeye keşke olmasa idi veya olmayan bir şeye keşke olsaydı demekten ise ateş yemeyi tercih ederim.

Peygamberlerden biri yirmi sene açlığa ve çıplaklığa ve çok sıkıntılara mübtelâ oldu. Dua etti kabul olmadı. Vahy geldi ki:


- Gökleri ve yeri, yaratmadan önce, senin kısmet ve takdirinden nasibin bu idi. Yaratmış olduğum gökleri, yeri ve mülkümdeki düzeni senin için bozayım mı? Benim istediğim olmasın da senin istediğinin olmasına mı hükmedeyim. İzzetime yemin ederek söylüyorum. Eğer kalbinden bu geçer ise ismini peygamberler defterinden silerim.

About Zehra Karaaslan

«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt